« Önceki | Sonraki »

3/7/2009

BİR DEVRİMCİNİN PORTRESİ !

Aşağıda okuyacağınız şeyler hayal ürünü değil, tamamen gerçektir. O yüzden de  isim vermiyorum.

İstanbul Üniversitesi'nin .........bölümünü kazanan, pırıl pırıl bir genci ailesi yurtlarda perişan olmasın diye İstanbul'da oturan halasının yanına gönderiyor.

Zannediyorlar ki, her normal, sevecen hala gibi sevgili yeğeniyle ilgilenecek, sabah kahvaltısını verip, "haydi iyi dersler" deyip okula uğurlayacak,  okul dönüşü önüne bir sıcak çorba, yemek koyacak,  fazla bilgisayar oynamasın, ders çalışsın diye kontrol edecek filan....söylemeye gerek yok, oğlan halasına maddi olarak yük olmasın diye her ay halaya 1 milyar para gönderiliyor...

Çocuğun bir de teyzesi var, şimdi çocuk msn'de teyzesine "teyzecim filan yemek nasıl yapılır?"  diye sordukça, teyze durumdan şüpheleniyor, "kuzum halan yemek yapmıyor mu?" diye sordukça yavaş yavaş halanın pek de normal biri olmadığı  ortaya çıkıyor: 

 Meğer hala sabah evden çıkıp, "ülkeyi kurtaracak" bir grupla akşama kadar takılıyor, filan dernekte sıcak ev yemeği yiyor, gece 12.00'lerde eve dönüyormuş. Yeğeninin kedi tüyüne alerjisi olduğunu, sık sık hastalanan zayıf bünyeli bir çocuk olduğu bile bile bir de eve kedi almış.

Bu arada çocuk üzülmesinler diye anne, babasına  bir şey hissettirmiyor, " halanda memnun musun?" deyince hep "iyiyim" diyor. Ama sık sık hastalanıyor,  teyzesi ne zaman sorsa evde yemek yok! Böyle  bir yıl geçiyor...

Yine msn'de teyzesiyle sohbet ederken, ağzından kaçırıyor, halası kedinin kumunu haftada bir anca temizliyormuş! E, pes yani, zaten kedi tüyüne alerjisi olan, sık sık hastalanan çocuk, ders mi çalışsın, yemek mi yapsın, temizlik mi yapsın yoksa halasının kedisinin bokunu mu temizlesin! ?

Sonunda teyze, kız kardeşine " kızım, gidin bu çocuğa bir bakın, ne halde, ne zaman sorsam yemeği yok, halası eve kedi almış, kumunu temizlemiyormuş, kedi kokuyormuş, çocuk ikide bir hastalanıyor! Mikrop kapacak!" deyince, anne, baba arabaya atladıkları gibi soluğu İstanbul'da alıyorlar, eve bir giriyorlar ki,  her yer pislik içinde! Ortalık ağır bir küf, toz kokuyor.  Bir odaya kapatılmış, günlerce kum kabı temizlenmemiş zavallı bir kedi bas bas bağırıyor!

Baba kokudan kusacak hale geliyor, anne oğlunun böyle yaşadığını bilmediğinden üzüntüsünden ağlıyor, hemen çocuklarının giysilerini, kitaplarını toparlamaya başlıyorlar. Bir de ne görsünler giysilerinin çoğu yeşil, küf içinde! Küflü olan tüm giysilerini çöp poşetine koyup kapının önüne bırakıyorlar.  Ve hemen o gün çocuklarını alıp İstanbul'dan ayrılıyorlar.

Şimdi çocuk ailesinin yanında, yeniden sınava girecek, istediği bir bölüm değilmiş zaten. Ve yaşadıklarından ötürü asla İstanbul'da bir okula gitmeyi düşünmüyor.

İkinci bir örnek: Bu da yukarıda anlattığım 'ülkeyi kurtaracak' ama kendi kıçındaki boku temizlemekten aciz kadının tıpkısının aynısı! Kızını nasıl eğittiyse (daha doğrusu eğitememiş ki) 13 yaşındaki kızı  evden kaçıyor, kızlarına sahip çıkacak, yaptığı yanlıştan döndürmek yerine evlatlıktan reddediyorlar! Kız bir daha okula dönmüyor, dönemiyor, kaçtığı taksi şoförü mü ne yaşça büyük bir herifle evlenip, bir de çocuk doğuruyor.

Yetmiyor. 

Kendi kızına hayrı dokunmayan ama 'ülkeyi kurtaracak' bu kadın, "anne illa buraya gel" diyerek, yüksek tansiyon hastası, 70 yaşındaki, oldukça şişman annesini, Ağustos sıcağında Ege'nin 40 derece sıcak bir kasabasına çağırıyor.

Kadın "orası şimdi çok sıcaktır gelmeyeyim" dese de, kızı inat ediyor. Ülkeyi kurtaracak ya, "kocamın hapse atılması söz konusu" deyince, zavallı kadın da gidiyor, 3 gün sonra fenalaşıyor, kızın pek umurunda olmuyor, şehre, hastaneye götüreceğine, küçük kasabanın, sağlık ocağına götürüyor. Neticede annesi ölüyor.

Duyduğuma göre kız asla anasının ölümüne sebep olduğunu kabul etmiyormuş. Halbuki öz ağabeyi, yengesi,  torunlar bile " babaannemiz ..........'a gitmeseydi ölmezdi" diyorlar. Kadın şişman, tansiyon hastası ama oldukça dinç bir kadındı. Ben de tanıyordum kendisini.  

Psikiyatri bilimine özel ilgi duyarım, bu konuda çok kitap okudum, çok da uzman görüşü dinledim. 'normal' bir insan önce kendisine, ailesine  hayrı dokunacak, sabah kalktığında banyosunu yapacak, hiç değilse elini, yüzünü yıkayacak, dişlerini fırçalayacak, yemeğini yapacak, evini temizleyecek, sorumluluk sahibi olacak. Niye demişler 'aslan yattığı yerden belli olur' diye!

Sen pislik içinde, küf içinde otur! Yemek yapma, iş güç yapma, komünizm Rusya'da bile alaşağı edildiği halde, tarih öncesi dinazorlar gibi 'komün' hayatı yaşıyorum deyip, sıcak yemek yerken, zavallı oğlan sınavlara çalışacak, ders çalışacak yerde mutfakta yemek yapmaya uğraşsın! Eve aldığın kediye bile bakma, üç günde ruh hastası yap, kokut! Öteki desen kendi annesinin ölümüne sebep ol, kendi kızına hayrın dokunmasın, ondan sonra " ben ülkeyi kurtaracağım" diye hava at.


Şimdi tüm bunları ve bu yazıdaki 'hala' gibi "ülkeyi kurtaracak" diğer gençleri düşündüm:

Kendilerine 'devrimci'  diyen bu insanlardan kime ne hayır gelir?

Zaten bunlar normal olsalar,  350 farklı gruba bölünürler mi?  Fi tarihinde, Kadıköy'de  1 Mayıs'ı izliyordum. Ülkeyi kurtaracak, çeşit çeşit gruplar vardı. Maşallah ALFABEDE HARF KALMAMIŞTI. DevABC, DevDEF, DevHIJ, DevKLM, DevNOP, DevRSŞ, DevTUV, DevVYZ....

Ciddi ciddi, pek kızdıkları -militarist-  tavırlarla yürüyen o gençlere sormak isterdim:
" Pardon hanginiz ülkeyi kurtaracaksınız?  Hepiniz mi? Öyleyse niye bir olmuyorsunuz? Kendi aranızda bile bölünmüşsünüz, sizden bu ülkeye acaba nasıl bir fayda gelecek?"

Bu kadar da değil...

Bu kendine, yeğenine, kızlarına, annelerine, kediye dahi hayrı dokunmayan  ama 'ülkeyi kurtaracak'  kadın müsvetteleri ve kendine benzer arkadaşları  kendileri gibi düşünmeyen herkesi 'burjuva'  ve 'düşman' olarak yaftalamış, öyle görüyorlarmış.

Askerimize de düşmanlarmış, niye mi? Askerimiz PKK'lıları öldürüyormuş. Öldürmeyecek çiçek atacaklardı zaar! PKK'lıların öldürdüğü askerlerin, öğretmenlerin, köylülerin, bebelerin canı can değilmiş! Onlar 'patlıcanmış' !

İşte 'ülkeyi kurtaracak' insanlardan sadece biri! Emin olun diğerlerinin de bundan farkı yoktur. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Arasan bulunmaz insanlarla dolu bir ülkeyiz vesselam. Yakında kendi ülkemizde "azınlık" olacağız. pkk'cı olmayan herkesi kamyonlara doldurup atın Anadolu'dan da kurtulun. Zil takıp, oynar mısınız, komün hayatı yaşayıp, pislik içinde oturur musunuz, bir yerlerinize kına mı yakarsınız artık bilemem ama tek bildiğim böylelerinden  kimseye hayır gelmeyeceği!

12/6/2009

TERÖR SORUNU YOKMUŞ, KÜRT SORUNU VARMIŞ !

EVET GÜNLERDİR DUYUYORUZ...

TÜRKİYE'nin SORUNU TERÖR DEĞİLMİŞ!

TIPKI BEBEK KATİLİNİN DEDİĞİ GİBİ

TIPKI DEP' lilerin, Zana'ların dediği gibi  BİR KÜRT SORUNU VARMIŞ!

MEMLEKETİN CUMHURBAŞKANI BİLE ÖYLE DİYOR!

ATV' haberlerde Ali Kırca da 'kürt sorunu' dedi. Cumhurbaşkanı " terör sorunu" demez, "Kürt sorunu" derse Ali Kırca ve diğer haber spikerleri haydi haydi der"!...


BU GÖZ GÖRE GÖRE TERÖR ÖRGÜTÜNE TESLİM OLMAKTIR...

ZATEN DAĞDAKİLERE AF DA ÇIKACAKMIŞ...

EH, AMERİKA'nın, AB'nin İSTEDİĞİ, DAYATTIĞI DA BUYDU ZATEN...

ONLARIN HER İSTEĞİNE EVET DEMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK GALİBA!
HAYIR DİYECEK BABAYİĞİT VAR MI?

AMİN MAALOUF'un "ÇİVİSİ ÇIKMIŞ DÜNYA" kitabının 39. sayfasında aynen şöyle yazıyor:

" Ne zaman bir iktidar etkisini yumuşatsa, rakiplerinin kendiliklerinden buna verdikleri tepki minnet duymaktansa ona göz açtırmayıp saldırmak yönünde olur. Batılılar Brejnev'in Sovyetler Birliği'ne, Gorçabov'unkinden daha çok saygı göstermiş; Gorbaçov'unkini ise aşağılamış, yağmalamış, dağıtmışlar ve bunun sonucunda Rus halkında büyük bir kızgınlığa yol açmışlardı. "

Amin Maalouf'un kitabının 80 -81. sayfasında Doğu'da pek az insanın başarabildiği bir başarıyı gerçekleştiren büyük bir devrimciden, Mustafa Kemal Atatürk'ten de övgüyle bahsediyor.  Aşağıda aynen aktarıyorum:

" Özel, hem de çok özel, hatta belki de İslam aleminde bir eşine daha rastlanmamış bir örnekten, halkını yıkımdan kurtarmayı başarmış, bu yüzden de savaşçı meşruiyetini hak etmiş bir önderden söz etmek istiyorum. 1. Dünya Savaşı'nın ertesinde bugünkü Türkiye toprakları çeşitli itilaf orduları arasında paylaşılırken ve Versay ya da Sevr'de toplanan Batılı güçler duygusuz biçimde insanlara ve topraklara sahip olurken, Osmanlı ordusunun bu subayı galiplere HAYIR deme cesaretini göstermiştir. Birçokları karşılaştıkları haksızlıklardan yakınırken, Mustafa Kemal Paşa silaha sarılmış, ülkesini işgal eden yabancı birlikleri kovmuş ve diğer güçleri tasarılarını gözden geçirmek zorunda bırakmıştır. Kısa bir süre içinde "ulusun kurucusu" konumuna gelen eski subayın Türkiye'yi ve Türkleri istediği gibi yeniden biçimlendirmek için uzun süreli bir gücü vardır artık. Azimle işe koyulur. Osmanlı hanedanına son verir, halifeliği kaldırır, din ile devlet işleri birbirinden ayırır, sıkı bir laik sistem kurar, halkından Avrupalılaşmasını ister, Arap alfabesinin yerine Latin alfabesini koyar, erkeklerin sakal traşı olmasını, kadınlarınsa peçelerini çıkarmasını zorunlu kılar, kendi başındaki geleneksel başlık yerine Batı tarzı şık bir şapka kullanmaya başlar.
Halkı da onu izlemiştir. Çok da şikayet etmeden gelenekleri ve inanışları altüst etmesine izin vermiştir. Neden? Çünkü HALKINI TEKRAR GURURLANDIRMIŞTIR. HALKA HAYSİYETİNİ GERİ VEREN KİŞİ ONA PEK ÇOK ŞEYİ KABUL ETTİREBİLİR. "


Ucuz Hollywood filmlerinde bile bir uçak kaçıran teröristlerle hükümet pazarlığa oturmaz. Ama şu anda ERDAL SARIZEYBEK' in  " İHANETİ GÖRDÜM" kitabında yazdığı gibi,  PKK, bazı malum belediye başkanları, DEP'liler Türkiye cumhuriyetine kafa tutmaktadır ve teröristlerle pazarlığa oturmaya başlamaktan söz edilmektedir. 

İlk teslim bayrağı çekildi bile: Terör sorunu yok, Kürt sorunu var demekle, teröristlerle, DEP'lilerle aynı hizaya girildi. O kitabı okumadıysanız lütfen bir an önce alıp, okuyun. PKK'nın neden bitmediğini hatta güçlendiğini anlayacaksınız. Erdal Sarızeybek'in kitabında yıllar önce yazdıkları bir bir gerçekleşmeye başlayacak korkarım! Yazdıklarının çoğu gerçekleşmeye başladı zaten.

Sorun Kürt sorunuysa, terör sorunu değildir!

Terör sorunu yoksa, terörist de yoktur!

Onun yerine gerilla hatta Avrupa Birliği'nin  çok hoşuna gidecek bir tanımla "özgürlük savaşçısı" vardır !

İmralı'daki de terörist değildir, çıksın, TBMM'de siyaset yapsın!

Bakın yarın, öbür gün bütün bunlar olacak...

Yavaş yavaş hazırlıyorlar..

Kusura bakmayın özür dilemeyeceğim " yavaş yavaş ağzımıza s.............lar "

İşte o yüzden Atatürk unutturlamaya çalışılıyor, bir takım sözde aydınlar Atatürk'ü küçümsemeye, küçük göstermeye çalışıyorlar,  alkolik, ayyaş, korkak biri olarak gösteren filmler yapılıyor, Atatürk'ün modası geçti demeye getiriyorlar. Atatürk'ü unutalım ki, tüm bu hainliklere karşı çıkacak  manevi gücümüz kalmasın! Unutalım ki, kendi elimizle ülkemizi vaktiyle onun yendiği dış güçlere teslim edelim. Atatürk'ü unutalım ki, kaybettiğimiz haysiyetimizi, onurumuzu tekrar geri kazanma isteğimiz sıfırlansın.  Kömür, erzak aldığımız müddetçe yeter, haysiyet, onur, milli bağımsızlığımız olmasa da olur!!!

Maalesef şu anda karşılarında Atatürk gibi güçlü, subaylarının başına çuval geçirilen Türk halkına kaybettiği onurunu, haysiyetini tekrar geri kazandıracak bir lider yok. 

Ama Türk gençliği var. Ve eminim bu haysiyetsizliklerin, teröristlere boğun eğmelerin de sonu bir gün mutlaka gelecek, onlarca şehidin, öğretmenin, bebeğin  kanı yerde kalmayacak.

3/5/2009

GEL DE YAZMA !

Satılık emlak, kiralık emlak, vefat ilanı, teşekkür ilanı, iş ilanlarından arta kalan sayfalarındaki Paris Hilton'un verdiği frikikler, bol bol çıplak meme, popo görüntüleri sayesinde  Playboy'a dönmüş  Hürriyet gazetesini evime sokmam.

Ama adı 'gazete' olduğu için, siyasi veya  güncel haberlere bakmak için bazen internet sitesini tıklardım, bu kötü alışkanlığımdan da kurtuldum. Artık gerçek gazetelerin sitelerini tıklıyorum.

Çünkü okunmaya değer yazıların oranı, okunmaya değmez yazıların yanında solda sıfır kalıyor.

Dün bu gazetenin Ertuğrul Özkök adlı yazarının bir yazısını okuyunca gülmekten öldüm. Siritiyor

Ertuğrul bey, gazetecilikte devrim yaptığını  iddia ediyor.

Nasıl mı devrim yapmış?

Ayşe Arman gazeteciliği ile Siritiyor

Yani "Alya kustu, Alya Ağladı, Alya sıçtı" yazıları...

İyi de bu tür yazılar  devrim olmadığı gibi, yeni bir şey  değil ki ,

Blog dünyası
bunu yıllardır yapıyor, blogların amacı da bu.

Gülmemim tek sebebi bu değil.

Efendim Ayşe Arman bir cinayetle ilgili yazı yazmış.

Eeee, yazmasın mı?

Belediye de her akşam çöplerimizi topluyor. 

Tteşekkür mü edeyim?  

Ya da sağlık ocağındaki doktor karneme "aspirin" yazdı diye önünde 3 kez secdeye mi varayım? Siritiyor 

Galiba Ertuğrul Özkök, bir gazetecinin normal yapması gereken görevlerini yapmasını olağanüstü bir şey sanıyor. E, bu doğal çünkü 'Ayşe Arman gazeteciliği'  diye nitelendirdiği  "Alya kustu, Alya ağladı, Alya sıçtı" yazılarına o kadar alışmış ki,  Ayşe Arman hanım,  toplumu ilgilendiren bir haber yapınca şaşırmış!

Gazete ile blog arasında FARK olması gerektiğini söylemekten dilimde tüy bitti.  Gazetede Ayşe'nin, Fatma'nın günlük hayatlarını okumaya meraklı değilim, beni hiç ilgilendirmiyor,

Serdar Turgut diye bir yazar da - söylemeye dilim varmıyor  "sevgili pipisi" konusunda yazılar yazıyormuş! Utanmis

Serdar Turgut'un pipisinden okurlara ne? Okurlar sünnetçi mi?

Çok komik bir şey daha yazmış Ertuğrul bey

Meğerse amacı  Hürriyet'i  sitcom gazete yapmakmış!

Tebrikler, yapmış da, Hürriyet gazete değil, tam bir sitcom!Siritiyor

 Avrupa Yakası !  Yakında Dilber hala gazeteciliği  de bekliyoruz. 

" terlledim haaaa"  yazıları yazsınSiritiyor 

Toplumu ilgilendiren sorunları, yolsuzlukları araştırmak, LHC deneyini okurlara aktarmak için CERN'e, eriyen buzullar  için kutuplara, fok katliamı için Kanada'ya hatta Filistin'e ya da Darfur kampına gitmek sıkar değil mi? Onu bıraktım, Anadolu'nun herhangi bir köy ilkokuluna gitseniz yazmaya değer neler bulursunuz ama  ayağını uzat, laptopunu kucağına koy, çay, kahve ve caz eşliğinde devrim gazeteciliği yapıyorum deyip, okurları da enayi yerine koy! Tam tembeleş işi! Alman savcılar sizden daha iyi iş yapıyorlar, onlar olmasa Deniz Feneri'nden haberimiz olmayacaktı.

Günlük hayatlarınızı yazmak istiyorsanız, bir gazetede köşe yazarı olmanıza ne gerek var?
Ama tabii o zaman adama maaş vermezler!

Hem gazeteyi blog olarak kullanacaksınız,

Hem de üstüne maaş alacaksınız, yeme de yanında yat!

Bu arada her yıl Basın Yayın okullarından mezun olan öğrencilere kötü bir haberim var.:

Sarışın, genç ve güzel değilseniz, sizi işe almalarını beklemeyin, önce gidip saçlarınızı sarıya boyatın. Diğer gazeteleri bilmiyorum ama Hürriyet gazetesinde işe girmek için önemli kriterler gibime geldi.

Hele bir kapağı atın, sonrası kolay, siz de günlük hayatınızı  yazarak rahat 50 yıl oturduğunuz yerden maaş alırsınız.

Patlıcan karnıyarık nasıl pişirilir, 
iki ters, iki düz örgüyle şal örmek, 
selülitlerden nasıl korunursunuz, 
filanı kaynanası nasıl evden kovdu,
evlilik adı altında karı kız pazarlama(!),
popstar, mokstar , aç kutuyu, bul parayı

gibi izlemeye değer(!) ve halkımızı siyasi, bilimsel, kültürel, sanatsal yönlerden çok eğitici(!)  programlar sayesinde iyice  cahil cühela ve kokuşmuş bir toplum olmamız yetmiyormuş gibi, bu kokuşmuşluğa bir katkınız da sizin olur fena mı?

Bu yazıyı yazmamın sebebi: Hürriyet yazarlarını çok kıskanıyorum

Beni niye bu sitcom gazeteye yazar yapmıyorlar diye kıskançlıktan çatlıyorumSiritiyor

17/4/2009

ANİME SEVERLER !

ANİME SEVERLER,  EKRAN BAŞINA....
Sevgili yeğenimin arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiği bu siteyi kaçırmayın !
Kızlar, bir müzik grubu kurmak isteyen liseli  kızların  sevimli maceralarını çok sevecekler

Hele alt yazılarını bizzat çevirdiğim "Eden of the East " var ki, çok esrarengiz, sürükleyici, müthiş ilginç bir senaryo, 9 bölüm, 4 bölümü bitti bile, sonunda ne olacak merakla bekliyorum.

Tıklayın:  http://museifu.org/

Guin Saga

K-ON!

http://museifu.org/



28/2/2009

KEDİLER, KÖPEKLER UZAYDAN MI GELDİ?

Bir arkadaşıma yorum yazarken söylediğim şeydi bu cümle...
Evet, kediler, köpekler uzaydan veya başka gezegenden gelmediler. İnsanlar sokaklarda başıboş dolaşan, sahipsiz hayvanlara kızıyor,  "bu hayvanların burada işi ne?" diyor. 
Yok yaaa! Dağdaki gelmiş, bağdakini kovuyor haberi yok!
Burası  yüzlerce yıl önce şehir miydi?  Anadolu bir ormandı, Afrika ormanları gibi bir orman hem de! Filler, parslar, aslanlar. leoparlar....
Timurlenk fillerini  o ormanda gizledi.
Nerede şimdi o filler? Nerede Anadolu parsı

Ya insanlar siz  hangi gezegenden geldiniz de, hayvanların tüm yaşam alanlarını virüs gibi işgal ettiniz, yok ettiniz, onların yaşama alanlarına tecavüz edip, ortadan kaldırdınız. Çoğunun neslini tükettiniz.  Ormanların yerine apartmanlar dikip, çimenlerin yerine asfalt yaptınız, büyüğünden, mikroorganizmasına kadar  binlerce canlıyı yerinden, yurdundan ettiniz.
Bir kuşlar, kediler, köpekler kaldı...şimdi utanmadan soruyorsunuz, bunların şehirde işi ne diye.

Siz gecekondularda oturanlar, sizleri küçümsemiyorum ama güya köpekleri seviyordunuz, önüne bir kap pis su, bayat ekmek koyarak köpek baktığınızı sandınız, sonra TOKİ konutları yapılıp da, gecekondunuz yıkılınca, o köpekleri orada kaderlerine terkettiniz. Bilinçsiz baktığınız için kısırlaştırmaya da yanaşmadınız. (Oysa üç bilemedin dört  paket sigara parasıyla onu kısırlaştırabilirdiniz. ) Şimdi her yıl iki kez, on kadar yavru doğuracak ve zehirlenene ya da araba ezene kadar sokaklarda, çöp karıştırarak yaşayacak, buna yaşamak denirse..siz de apartmanda oturup "bu köpeklerin burada işi ne?" diyeceksiniz...

23/2/2009

ADI 'PİYANO PİYANO BACAKSIZ' OLAN BİR FİLME GİTMEM

Sevgili arkadaşlar bu aralar toplumdaki kokuşmuşluk dışındaki konularda yazmak içimden gelmiyor...
 

Aşağıya yazacağım konunun da kokuşmuşlukla ilgisi var ve sevgili arkadaşım http://newbahar.blogcu.com ilham verdi bu konu için. Naçizane yazısını okumanızı tavsiye ederim, harika yazmış, eline sağlık. 

‘Recep İvedik’ denen suratına kıllar yapıştırılmış, iğrençlikler yapan yapan yaratığa gülmemiz bekleniyor!Hasta

 

Ama ben onu anlatmayacağım zaten sevgili arkadaşım o konuyu yeterince ve hakkıyla anlatmış.


Arkadaşımın yazısı bana ilham verdi ne hakkında mı? ‘Türk filmleri' hakkında.

 

Şimdi benim henüz 22 yaşındaki sevgili yeğenim Avrupa sinemasını sever, bense ona bu konuda asla katılmam. Tek,tük istisnalar haricinde sinema denince Hollywood’un üzerine kimseyi –buna ülkemiz dahil- tanımadığımı savunurum.

 

Bu bir aşağılık kompleksi değil, İngiliz, Fransız ve başka ülkelerin filmlerinde de iş yoktur, yetenekleri yok, bizim de yeteneğimiz yok, bunu kabul etmek en iyisi.

 

“Önyargılısın” diyebilirsiniz ama Türk filmlerine gitmem. Zamanıma ve parama yazık.

 

Ya sevgili arkadaşlar, ismi “Piyano Piyano Bacaksız” olan bir filme üstüne para verseler gitmem!

 

İsmin ne önemi var demeyin, çok önemi var, bir filme doğru dürüst bir isim koymasını bile beceremeyecek kadar yeteneksiz, böyle garip, tuhaf, anlaşılmaz bir ismi yaptığı filme isim olarak yakıştıran birinin filminden haz almayacağımı, seyretmeye değmeyeceğini bilirim.


Şöyle bir düşünüyorum 'Piyano piyano bacaksız' ne anlama gelir diye...
Piyano denince gözümün önüne bildiğimiz piyano geliyor,
Bacaksiz içinse, kısa boylu bir çocuk.. ya da bacakları olmayan bir adam da gelebilir...
Yoksa ayakları olmayanbir piyano mu var? Yani bacaksız bir piyano mu? Ya da piyano İtalyanca 'yavaş' anlamına da geldiğinden "piyanoyu yavaş yavaş çal bacaksız çocuk" mu demek?
Niye Türkçe değil? Hoş ismi "Yavaş yavaş bacaksız" olsa da o filme gitmem!
İlginç bir isim olsun diye düşünülmüş gerçekten çok ilginç olmuş o kadar ilginç ki, ismi bile gitmemem için yeterli sebep teşkil ediyorSiritiyor 


Kız kardeşim benim kadar ön yargılı değil, o yüzden de bir ara “Uzak”a gitmişti, kızı afakanlar basmış. “abla, yarım saat öyle hiç konuşmadan, duran insan suratlarını izledik” dedi. Valla iyi sabretmiş ben sinemadan çıkardım, hiç öyle sıkıntıya gelemem.

 

Yine vaktiyle televizyona Şahmeran gelmişti, içimden "salak bir filmdir mutlaka" dedim ama televizyonda başka izleyecek bir şey yok diye izledim. Zülfü Livaneli’nin filmiydi, baş rolde de Türkan Şoray oynuyor, iki ünlü isim. Ama iki ünlü ismin olması o filmin hayatımda izlemek talihsizliğine uğradım en berbat, en sıkıcı film olmasını engellememişti. İçime afakanlar bastı.

 

Oscar’a aday gösterilecek denilen “Güle Güle” yi de televizyonda izledim, yani bu kadar basit, bu kadar sıradan bir filmi insan aday göstermeye utanır. Kusura bakmasınlar ama Hollywood’un ta 1940’lı yıllardaki romantik komedileri bile Güle Güle’yi 40’a katlar.

 

Ya yeteneğiniz yok işte, kendinizi boşuna zorlamayın, film çekmek zorunda mısınız?

 

"Türk filmleri son yıllarda büyük gişe hasılatı yapıyor" diyenler olacaktır. Eee, Recep İvedik'e gülecek kadar ayılar çok demek ki. Adam filmde kendi klonunu(!) görüyor, hoşuna gidiyor!

Ya da 'yemekteyiz' yarşımasında gördüğüm üzere 'borç' çorbasının ne olduğunu bilmeyen ve 'acaba borç almış da, geri vermemiş de, falan da, filan da" diye düşünüp taşınan; Brezilya'yı Afrika kıtasında zanneden çok kültürlü(!) insanlarımız tabii bayılacaklar Türk filmlerine...böyle başa, böyle tarak...  

 

 

 

21/2/2009

Kokuşmuş basın

Hürriyet gazetesinin yazarları  " bizi susturmak istiyorlar" diye ağlamaya başlamışlar.

Kendi gruplarına ait olan tv'deki  muhabbet tellallığı programlarına "bu kokuşmuşluktur" deyince umurlarında olmuyor, gözlerini, kulaklarını kapatıyor, duymazdan geliyorlardı. 

Kanaltürk susturulduğu, yöneticileri hapse atıldığı  zaman da üç-beş satırla geçiştirdiler. kendi meslekdaşları Emin Çölaşan susturulduğunda patronlarından yana tavır aldılar, bu yıl Ankara'da geceleyin Cumhuriyet bayramı kutlamaları yasaklandığında da Hürriyet'te tek satır yoktu!

Ama sıra kendilerine gelince  ağlıyorlar: Bizi susturuyorlaaar!

Kokuşmuşluğun bir özelliği de sadece ucu kendine dokunan kokuşmuşluğa tepki göstermek, sadece işine gelen kokuşmuşluğa ses çıkartmaktır. Bir kokuşmuşluk Hürriyet gazetesinin köşe yazarlarını rahatsız etmiyorsa, kokuşmuşluk değildir. Dil

Ha,  bir tanesi de "Hürriyet susturulursa Türkiye susar" gibisinden bir laf etmiş, yok yaaa, biz de inandık! Hem korkmayın Hürriyet gazetesine bir şey olmaz, onca vefat ilanı, satılık emlak, kiralık emlak, reklamlar, kim kimle ne yapmış dedikoduları, çıplak popolar, Paris Hilton'un verdiği frikikler gibi 'okunmaya değer(!)  yazıları okumaya meraklı çok enayi var.

Hele ben şahsen, Hürriyet kapanırsa çok üzülürüm!  Alya'nın o gün neler yaptığını, ishal filan olup olmadığını nereden öğrenirim? Siritiyor

15/2/2009

MUHABBET TELLALI ARANIYOR

Bir televizyon kanalında  evlilik adı altında  karı - kız pazarlamak üzere, bu işlerde tecrübeli  muhabbet tellalı aranıyor.
Ücret ratinge göre tayin edilecek olup çok yüksektir.
Başvurular: PTV 
P harfinin neyin kısaltılmışı olduğunu sormayınSiritiyor
Evet kokuşmuş  toplum, kokuşmaya devam...

9/2/2009

YÜZBAŞI CORELLİ' nin MANDOLİNİ



Daha önce iki kez televizyona gelen bu filmi izlemediyseniz kaçırmayın derim. Gerçek tarihi olaylara dayanıyor ve hem aşk, hem savaş, hem de komedi gibi birbirinden çok farklı konular filmde başarıyla harmanlanmış.Baş rolde yani yüzbaşı Antonio Corelli rolünde  Nicholas Cage oynuyor.  Aşık olduğu kızı ise  Penelope Cruz canlandırıyor.

Film, 1943 yılında geçiyor yani şu kahrolasıca 2. Dünya Savaşında. Nazilerin müttefiki olma salaklığını gösteren İtalyanlar, Alman'ların istedi diye mecburen ufak bir birlikle, minik Yunan adasını Kefalonya'yı işgal ediyor. Durun ama hemen korkmayın! Hani böyle işgale can kurban diyesi gelir insanınSiritiyor 

Küçük İtalyan birliği adada adeta turistik geziye gelmiş gibi davranıyor, halka  yan gözle bile bakmıyorlar. Hele formalite icabı belediye binasını teslim almaları gerektiği için neredeyse yalvar yakar oldukları sahnelerde gülmekten yerlere yatacaksınız. Belediye binasındaki birkaç yaşlı, sevimli ihtiyar kapıyı kapatmış, açmıyorlar, Yüzbaşı Corelli'ye kapıdan bir kağıt uzatıyorlar. Yunanca bilen Corelli kağıdı yüksek sesle okuyor: Canınız Cehenneme!Siritiyor Ama Corelli onları ikna ediyor ve adamlar sonunda söylene söylene binayı terkediyorlar.


Hatta İtalyan askerleri minik adada dans geceleri filan düzenliyorlar, 'Santa Lucia' yı söylüyorlarSiritiyor Yani gerçekten işgalden başka her şeye benziyor. Yüzbaşı Corelli de  her yere sırtında mandolinle gidiyor ve şarkılara mandolinle eşlik ediyor.


Hele küçük İtalyan birliği marş, marş, uygun adım yürüyerek şehre girerken yüzbaşı Corelli, " saat iki yönündeki güzele dikkaaat!" demez mi!Siritiyor Gördüğü de Pelagia (Penelope Cruz) adındaki  Yunan'lı esmer güzeli bir kız.  Ve asker selamıyla selam vererek kızın yanından geçiyor ama Yunanlılar İtalyanca bilmediğinden kimse bunu farketmiyor - biz seyircilerden başkaSiritiyor 

Daha sonra İtalyan Corelli, Yunan'lı Pelagia' ya aşık oluyor.  Kız da elinde mandolini, 'Hayl Hitler' diyen Alman yüzbaşısına 'Hayl Puccini'Siritiyor diye cevap veren bu deli dolu, romantik, savaşı sevmeyen, insancıl,  iyi kalpli ve şakacı genç adama aşık oluyor.

Ama film hep böyle güzel  geçmiyor, aksilik öyle şeyler oluyor ki, müttefik olan İtalyanlar ile  Almanlar arasında ciddi anlaşmazlık çıkıyor, her iki taraf birbirlerini ihanetle suçlayınca, bu sefer adaya Almanlar yani naziler geliyor! (Eyvah dediğinizi duyar gibiyim!)

Tabii Almanlar  adada taş üstünde taş komuyorlar! İnsanlar ölüyor! Ve daha birkaç öncesine kadar müttefikleri olan İtalyan askerlerini de makinelilerle tarıyorlar! Corelli de tarananlar arasında! Ama öldürmeyen Allah öldürmez denir ya, yaralı olarak kurtuluyor, adadan kaçmayı başarıyor ve savaş bittikten birkaç yıl sonra yeniden adaya dönüyor. Pelagia, kimseyle evlenmemiş onu beklemiştir. Film iki aşığın birbirini gördüğü sahneyle bitiyor. Kalp

Tabii ben çok kısa anlattım, örneğin Pelagia'nın nişanlı olduğundan bahsetmedim. 

Yüzbaşı Corelli'yi  yaralı olarak kumsalda bulunca, sırtına alıp taşıyan ve iyileşince bir tekneyle geceleyin adadan İtalya'ya yani evine gitmesini sağlayan da kızın eski nişanlısı!
Bunu neden yaptığını soran kıza da 'senin beni tekrar sevmen için' diyor. Ama aslında  bunu sadece o nedenle değil, insanlığından yapıyor, çünkü istese onu orada ölüme terketmeyecek kadar asil biri...

Yüzbaşı Corelli'nin Mandoli 'nin kitabı da var. Zaten film, bu romandan sinemaya uyarlanmış. Wikipedia'da olayları inceleyince dehşete kapılmamak elde değil,  Nazi' ler tarihe 'Kefalonya Soykırımı' olarak geçen bir katliam gerçekleştiriyorlar, günler süren bu katliamda 5000 İtalyan askeri öldürülmüş! Film, bu askerlerin anısına adanmış.

6/2/2009

Lokum bunlar lokum:))))


Sevgili Anjelika'cığımın izin vermesini bile beklemeden onun sayfasında gördüğüm bu güzelleri hemen sayfama ekledim. (Ama ben onun izin vereceğini biliyorum o yüzdenSiritiyor)
Şu resme bakar mısınız? İnsan  özellikle poz verdirmek istese yapamaz yani, valla gerçekten tebrik ediyorum Akgül'cüğüm, harikasın! Çok teşekkür ediyorumKalp 
Ençok  soldaki sarışın  hanımı beğendim,  (bana kız kedi gibi geldi nedense), ikinci olarak en sağdaki siyah - beyaz çok hoşuma gitti. Beyazlı da çok tatlı.  Aslında hepsi muhteşemler!
Kedi sevmeyenleri hiç sevmiyorum nasıl sevilmez bunlar? Uyyy, yerim ben bunları Siritiyor
Pembiş burunlarından, bıyıklı yanaklarından öperim...Siritiyor