Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Hayır, yenilmeyecektik, İlknur'un bir işaretiyle, adamların kötü olduklarını zaten hisseden Metal, hemen dişlerini ilk gördüğü adama geçirdi, beyler de fırsatı kaçırmadı!

Hanımlar da boş durmadı, Nihansum, güverteyi temizlemekte kullanılan bir kova buldu ve

güm diye silahını ateşleyecek olan adamın kafasına geçirdi. Adam kovayı başından çıkartırken, birzamanlareylül yerde bulduğu içki şişesini tüm gücüyle adamın kafasında kırdı!

Birzamanlareylül: Şerefine !!!
Ve vaktiyle eskrim çalışmış olan İlknur da eline geçirdiği viledayı tam bir kılıç gibi ustalıkla kullanırken bağırdı: " biraz eskrim dersi vereyim bu nasıl !" 

Adam: Ahh! Gözüm !!!
Misscritic ise eline geçirdiği bir tavayı bir başka adamın kafasında
patlattı.

misscritic: "Tavalar her zaman yumurta pişirmeye yaramaz! "
Berraksu ise hortumu kapmış, tazyikli suyu tüfekli adama tutuyor! Adam neye uğradığını şaşırdı

Berraksu: Al sana banyo! 
Ve hatıralarlaben duvardaki yangın söndürme cihazını alıp, silahını ateşleyecek olan bir başkasının kafasında resmen paraladı!...

hatıralarlaben: Al sana süslü kafa !
hasretsenfonileri hocam, gurbetteyazmak yani Hasan abi de ellerinde çelik tavalarla, ayılmaya çalışanın olursabüyük bir zevkle kafasına tekrar tavaları indiriyorlardı
Tabii diğer tüm arkadaşlar da hepsi ellerinde tava, süpürge vs. ile ellerinden geleni yapıyorlardı, tekmeliyor, ısırıyor, kimseye silahını ateşlemesi için fırsat vermiyorlardı. 
Biz adamlardan daha kalabalıktık, Metal'in de ısırmadığı popo, bacak, kol kalmamıştı. Sonunda adamlar kendilerini güverteden atmakta çareyi buldular.
Kalanları da beyler karga tulumba suya attılar.
Hep birlikte bağırdık: YAŞASINNNNN!!!!OLEYYYY!!!HURRRAAA!!
Metal bile sevinmişti: hav hav hav!
Anjelika: Tekneyi kim kullanacak? 
Benduras: Askerde tank kullanmıştım....
Hasretsenfonileri: E, hadi o zaman bu iş sana düşer Benduras! 
Ahmetde: Biz beyler de ne olur, ne olmaz güvertede nöbet tutalım, haydi Hasan abi, Barış bey, Ufuk gözümüzü dört açalım, ne de olsa tekne elmas kaçakçılarının!..
Bu arada söylemeye gerek yok ambar elmasla doluydu! Ayrıca pasaportlarımız ve cep telefonlarımızı da kaptan köşkünde bulduk. Ama şarj edilmedikleri için
kimseyle konuşamadık..
İlk limanda demir atmak üzere yola çıktık, ve hep birlikte şarkı söylemeye başladık:
" Bu gemide ah ben de olsaydım
Açık denizlere yol alsaydım
Vız gelirdi her şey inan bana
Yeter ki sen bana varsaydın
.....

Teknemiz uzaklaşırken, köpek balıkları denize düşen adamlara yaklaşıyordu.
Oh olsun!
Ve Fas'ın bir limanına vardı. Hemen Türk büyükelçiliğine gittik ve durumu anlattık. Polis elmasları bulduğumuz için hepimizi kutladı. Ailelerimize telefon ettik, hepsinin ne kadar mutlu olduğunu anlatmaya gerek yok. 
Sıcak sulu bungalovlarda, lüks bir safari yapacakken başımıza gelmeyen kalmamıştı, arkadaşlarım bana çok kızmışlar mıydı, sormaya cesaretim yoktu. 
BİR HAFTA SONRA.....
Beyaz Saray'a şık paketlenmiş bir koli geldi. Üzerinde: George W. Bush, White House Washington USA yazıyordu.
Koruma görevlisi: Sayın Başkan inceledik içinde bomba yok, sizi seven birisi emeklilik hediyesi olarak nadide bir Afrika çiçeği göndermiş.

- Hmm... başkanlığım bitiyor bunu evime gönderin. Gönderene de teşekkür edin.
- Gönderen ismini yazmamış ama Türkiye, Ankara'dan geliyor.

SON
Oynayanlar: (Alfabetik sırayla)
ahmetde, anemonunmutfagi, anjelika7, arzu55, aylintoygun, baris59, benduras, berraksu1, birzamanlareylul, gurbetdeyazmak, hasretsenfonileri, hatiralarlaben, ilknur1959, kedilerimveben, misscritic, nihansum, sehnaz62, ufuk2008.
senaryo: antartika
Rol alan ve okuyan herkese çok teşekkürler



Kalıcı Bağlantı
Yorum (23)
Yorum yaz!
Adamlar öyle meşguldüler ki, bizi farketmeden gidecek gibiydiler, günlerdir yürümekten bitap halde olmamıza rağmen bizsiz gitmesinler diye son bir güçle koşa koşa yanlarına gittik. Öyle ıssız bir yerde bir grup turist görünce çok şaşırmışlardı. İngilizce hocası olan hasretsenfonileri hocam onlara seslendi.
" Bakın biz turistiz, safari için gelmiştik ama dolandırıldık, ormanda kaybolduk, lütfen bizi en yakın şehre, ya da polise götürün...lütfen...

Bir tanesi içeriye girip herhalde kaptana haber verdi ve sonra bizleri davet ettiler, böylece sevinç içinde hepimiz tekneye bindik, bize yiyecek ve içecek de ikram ettiler. Çok mutluyduk. Sonunda kurtulmuştuk. Ufuk sevinçle el salladı
" Hoşçakal Afrika!"

Henüz kaptanla tanışmamıştık ama umurumuzda değildi. Şuradan bir kurtulsak diyorduk hepimiz.... ve az sonra teknenin kaptanı, elinde içkisiyle geldi.

Hoşgeldiniz.
Dünya ne küçük değil mi? Doğrusu o ormandan sağ kurtulmanız bir mucize!
Hep bir ağızdan bağırdık!
" Olamaz Jambo Ali! "
Paralarımızı, cep telefonlarımızı ve pasaportlarımızı çalarak, bizi ormanda terkeden rehber Jambo Ali!..
Her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı.
" Seni namussuz seni!"
" Len eşsolusu bunu yanına bırakmayacağız!"
" Domuz herif seni!"
Jambo Ali, keyifle kahkaha attı.
" Hahahahahahahahahahah
Pardon, sizler safari yapacaktınız değil mi? Sıcak sulu, lüks bungalowlar, güzel yemekler, animasyonlar, hahahahahahahah
" iğrençsin ! Peki bu kadar kişiyiz, bizlere ne yapacaksın? Hepimizi vuracak mısın?"
" İçeride düşündüm bile, hanımlar bana iyi para kazandırırsınız, beyaz kadınlar iyi para ediyor burada, beyler sizleri de biraz açılınca denize attıracağım, buralarda köpek balığı boldur, karınlarını doyursunlar hahahahahahah! Hem kurşun harcamamış oluruz, E, malum asıl mesleğimiz elmas kaçakçılığı"
İyice afalladık. Elmas kaçakçığı ha. 
Bir an umutsuzluğa kapıldık. Ama hayır, yenilmeyecektik. O kadar badireyi atlatmışken hem de! Kurnazlar tekneye bindiğimizde tüfeklerimizi hemen almışlardı. Şu anda kimsede tüfek yoktu.
Birbirimize bakıyorduk.. tekne hareket etmeye başladı.
Kaptan " Yeterince açılınca beylere ne yapacağınızı biliyorsunuz!" dedi ve gitti.
Kendime çok kızıyordum, teknenin ismi Devil's Eye'dı, yani 'şeytanın gözü', böyle bir tekneye binilir mi? Ah kafam ah!" 
Yarın: Şeytanın Gözü' nden kaçabilecek miyiz?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (9)
Yorum yaz!
Barış bey ve Ahmet bey, tepetaklak şelaleden aşağı düşünce, hepimiz aşağı inen keçi yoluna saptık, tam bir keçi yoluydu, iki kişi bile zor sığıyorduk.
Mümkün olduğunca hızla aşağı indik. Metal de arkadaşların başına geleni görmüş, havlayarak en önden gidiyordu.
Nihayet aşağı şelalenin nehre döküldüğü yere vardık.
Bir de ne görelim ! Barış bey ve Ahmet bey neşe içinde, giysileriyle bir güzel yıkanıyorlar!
Sanırım ikisinin de koruyucu melekleri full time çalışıyordu. 
Şaka bir yana herkes bu işe çok sevindi.

Benduras: Ya arkadaşlar hazır gelmişken nehirde yıkansak diyorum!
Kedilerimveben: Evet yaaa, toza, çamura battık
Şehnaz: Hem bu nehirde timsahlar da yok!
Nihansum: Yine de birisi nöbet tutsun
İlknur: Bence de...
Barış bey: Ben ve Ahmet tutarız nasılsa güzelce yıkandık
sıra sizde arkadaşlar
Böylece Barış bey ve Ahmet bey nöbet tutarken, hanımlar bir tarafa, beyler başka bir tarafa gidip, bir güzel yıkanmaya başladık. Sırt çantalarımızda kuru giysiler de vardı. Hepimize öyle iyi geldi ki anlatamam, su soğuktu ama hava 40 derece olduğundan birbirini dengeliyordu.
Herkes temizlenmiş, sırt çantalarından yeni giysilerini giymişti. Afrika güneşi batmak üzereydi, Şehnaz ve hasretsenfonileri hocam sapsarı ovada güneşin batmadan nadine çiçekler toplamaya karar verdiler. O sapsarı otlarla bir aslanın kamufle olduğunu hiçbirimiz düşünemedik.

Şehnaz: Bu da nereden çıktı? Her yer bomboştu!
Hasretsenfonileri: Aman Allah'ım şimdi hapı yuttuk!
Şehnaz: Bir belgeselde aç olmazlarsa saldırmadıklarını öğrenmiştim
Hasretsenfonileri: İyi de ya şu anda açsa
Şehnaz: Hocam aklıma bir şey geldi..
Hasretsenfonileri: Çabuk söyle...
Şehnaz: Hani yerlilerin verdiği sihirli taş, boynunuzda.... belki işe yarar!
Hasretsenfonileri: Aa, unutmuştum, deneyelim bari!
Arkadaşlar ağaçların arkasında kaldı bizi görmeleri imkansız, başka çaremiz de yok...
Böylece hasretsenfonileri hocamız, boynundaki kolyeyi yavaşça çıkartıp aslana doğru uzattı.

Aslan taşı görürgörmez, sanki bir şey onu korkutmuş gibi arkasını dönüp, koşa koşa oradan uzaklaştı. Şehnaz ve hasretsenfonileri birbirlerine sarılıp, kucaklaştılar.
" Yaşasınnn!!! "
"Vay canına işe yaradı! "
Hava kararıyordu, ikisi de tekrar arkadaşlarının yanına döndüler ve sihirli taşın nasıl işe yaradığını anlattılar, herkes şaşırmıştı.
Akşam olmuştu, ağaçlardan ne buldularsa yediler, muz, egzotik meyvalar...
ve yine nöbet tutarak uykuya daldılar. Ertesi sabah uyanıp, kuruyan giysilerini topladılar, kahvaltı ettiler ve nehir boyunca yola koyuldular. Nehrilerin onları denize götürmesini umarak.....ve umdukları oldu da birkaç kilometre yürüdükten sonra bir kumsala geldiler, karşılarında okyanus uzanıyordu.
Ufuk: Nihayet ormandan çıktık...
Benduras: Arkadaşlar şuraya bakın !
Anjelika: Bir tekne! 

Hep birlikte bağırmaya başladık:
"Hey! Hey! Buraya bakın!! Hey!"
Yarın: Ne dersiniz teknedekiler iyi adamlar mı, kötü adamlar mı?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (10)
Yorum yaz!
CIA' nın da hakkından geldikten sonra kafilemiz yine yola koyuldu.
Bu arada Türkiye'deki gazetelerde şöyle yazılar çıkıyordu:
" Afrika'da safariye çıkan kafileden haber alınamıyor. Seyahat acentası ilk kez başlarına böyle bir olay geldiğini ve çok üzgün olduklarını söyledi. Otobüsün normal güzergahı izlemediği sanılıyor. Şu ana kadar otobüsten veya yolculardan haber alınamadı. "
20 arkadaş yine şarkılar, şakalarla moralimizi yüksek tutmaya çalışıyorduk. Birden ormanın uzak bir yerinden ağlamalar, inlemeler duyduk. Belgesellerden izlediğimiz fil seslerine benziyordu.
Ne olur ne olmaz, yine kötü adamlar varsa diye ses çıkartmadan yavaş yavaş seslerin geldiği yöne doğru gittik. Ağaçları kendimize siper ederek baktık, bir anne fil ve yavrusu ile birkaç başka fil bağırıyordu, onları çevrelerine almış olan bir kamyonet vardı, içlerindeki adamlar tüfekliydiler kamyonetin arkasında ise fildişleri vardı.
Kedilerimveben: Bunlar kaçak avcılar olmalı! Fildişi avlamak yasak bildiğim kadarıyla!
Benduras: Haklısın! Zavallı filleri katledecekler!
Hasretsenfonileri: Adamların hepsi silahlı!.bizde ise sadece sende silah var demotike!
Ahmet bey: Kahretsin! Ne yapsak? 
Barış bey: Ahmet, öteki kamyonetin arkasındaki brandanın altında silah olabilir mi! Ne dersin? ...
Ahmet bey: Bilmem ki..olabilir de!...
Barış bey: Eğer öyleyse sessizce kamyonete gidip silah alırız.. senin kadar usta olmasak da askerdeyken hepimiz kullandık...değil mi arkadaşlar?
Gurbetteyazmak: Askerliğimi yapalı yıllar oldu ama olsun bu zavallıcıkların ölmesine göz yummamalıyız!
Ufuk: Şey ben henüz askere gitmedim öğrenciyim ama yine de kullanırım..
Misscritic: Bakın ne diyeceğim: Biz kızlar aşağı inelim, adamları oyalarken, siz bu arada kamyonete bakarsınız...inşallah silah vardır
Ufuk: Haydi o zaman çabuk, adamlar tüfeklerini anne file doğrulttular bile!

Böylece biz kızlar hep birlikte ayağa kalkıp, gülümseyerek "hellooooo" !" diyerek adamların yanına doğru yürümeye başladık. 
Adamlar gerçekten çok şaşırdılar.
1. Adam: Hey vay canına bunlar da nereden çıktı!
2. Adam: Bilmem! Turiste benziyorlar!
3. Adam: Park bekçisi olmadıkları kesin hahahah!
Biz adamları lafa tutarken, Ahmet bey, ufuk, Hasan abi, Barış bey ve Ahmet bey kamyonetin üzerindeki brandayı yavaşça çektiler ve BİNGO ! Bol miktarda tüfek vardı, hem de dolu vaziyette...
Ve beyler hep bir ağızdan bağırdı: Eller yukarı!
Adamların hali görülmeye değerdi çok şaşırdılar. Tam Yaşasın filler kurtuldu diye düşünürken adamlardan biri çok yakınında duran anemon'un boğazına tüfeğin namlusunu dayayarak rehin almaz mı! Adam İngilizce bağırdı!...
- Atın tüfeklerinizi yoksa kadın ölür!

Adam, silahın namlusunu Anemon'un yanağına dayamıştı. 
Eyvahlar olsun! Gözü dönmüş adamın şakası yoktu. Devam etti:
- Atın diyorum, nesiniz siz? Peta'cı mı Greenpeace mi? Hahahahah!...
O sırada hiç ummadığımız bir şey oldu. İlknur'un kangal köpeği Metal her şeyi hissetmişti, kimler iyi, kimler kötü adam biliyordu ve arkadan doğruca adama atladı! Dişlerini boynuna geçirdi!
"Yaşşaa Metal! Tut, bırakma!"
Ve silahlar hala bizdeydi, adamlar ormana kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştılar...
Yalnız o hengamede gurbetteyazmak yani Hasan abi, fillerin ortasında yere düşmez mi!
Allah'ım üzerine basacaklar!
Hepimiz donup kaldık.
Ama korktuğumuz olmadı, fil içgüdüsüyle kimlerin iyi tarafta olduğunu anlamıştı ve hortumuyla Hasan abiyi özenle havaya kaldırdı ve diğer arkadaşlarının onu ezmesini de önledi.

Hasan abi, filin hortumunda 
Birzamanlareylül: İnanmıyorum!...
Anjelika: Hasan abi iyi misiniz, yukarıda havalar nasıl?
"İyiyim iyiyim fil arkadaş beni tekrar yere bırakınca daha iyi olacağım"
Ve fil, tekrar yavaşça, itinayla Hasan abiye yere bıraktı. Sonra hep birlikte gittiler.
Kaçak avcıların kamyonetlerini alıp almamak konusunda ize karasızdık...
- Bu kamyonetleri görevliler polis, doğal hayatı koruma görevlileri filan biliyordur, helikopterle uzaktan görüp ateş açabilirler! Güme gideriz!
- Doğru!...
Böylece yola yine yayan devam etmeye karar verdik, ama beylerin hepsinin elinde birer tüfek vardı, bol da mermiyle birlikte!
Epey gittik, sonra gümbür gümbür su sesleri duymaya başladık, yakınlarda kesin bir çağlayan vardı, sık ağaçların arasında güçlükle yürüyerek sesin geldiği yöne gittik ve hayatımızda gördüğümüz en güzel manzarayla karşılaştık.
Muhteşmmmm!!!!

Nefesimiz kesilmiş gibi manzarayı seyre koyulduk, güneş ışığı ile su damlaları kırılıp gökkuşakları oluşturuyordu, muhteşem sözcüğü az kalırdı. Barış bey ve Ahmet bey sürekli fotoğraf çekiyordu, fakat biraz fazla tehlikeli bir yerde duruyorlar gibiydi.
Hasretsenfonileri: Siz ikiniz çok kıyıda değil misiniz çocuklar?
Barış bey: merak etmeyin hocam...
Ahmet bey: bize bir şey olmaz...
Fakat aksilik bu ya, ağaçların arasından çığlıklar atarak birbirini kovalayan iki maymun onların başının üzerinden sanki uçar gibi öteki ağaca atladı ve ne olduğunu anlayamadan Barış bey ve Ahmet bey şelaleden aşağı düştüler.
İkisinin çığlığı suyun gürültüsüne karıştı! 

Hepimiz şoke olmuştuk ! ! ! 


YARIN: Barış bey ve Ahmet beye elveda mı diyeceğiz?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (11)
Yorum yaz!
Mızraklı grup bize yaklaştı, etrafımızı çevrilmişti.
Hasretsenfonileri: Bu sefer sonumuz geldi herkes hakkını helal etsin.
Gurbetteyazmak: Durun bakalım belli olmaz hele bir dertlerini anlayalım...
Birzamanlareylül: Antartika sen bir anlaşmaya çalış bakalım belki dillerini anlarsın...
Antartika: Ben de onu düşünüyorum, umarım anlaşırız....bir şekilde
Ahmetde: Dillerini bilsem fıkra anlatırdım belki işe yarardı
Berraksu: Valla Ahmet hoca böyle bir anda bile güldürüyorsun adamı!
Hatıralarlaben: Bizi yahni filan yapmazlar ya
Şehnaz: Yahni mi
Nihansum: Amanın!!!

Arkadaşlarımın başına bir şey gelmemesi için dua ederek, elimden geleni yapmaya çalıştım
" eee, jambo! ratihma andu atene " 
Yaşasın! işe yaradı, meğerse böcek yiyen bitkileri insan yiyen canavar bitkilere dönüşteren adamlardan sanmışlar bizleri de.
Kabile şefi: Canavar bitki bizim üç çocuk ve bir çok keçimizi yedi!
" çok üzüldüm" 
" bizler onlardan değiliz, biz var iyi beyazlar, evimize dönmek istemek burada kaybolduk"
" sizi bırakmak bir şartla"
"nedir o ?" 
"o adamları bize getirmek "
" o adamlar hala burada mı?"
"evet var aşağıda onların kulube ama var onlar da ateş silahı bizde yok"
" o adamlar yapmak bitkiyi canavar!"
" iki kişi burda kalacak sizler onları bize getirene kadar!"
Kabile şefinin bir işaretiyle aramızdan arzu ve aylin'i alıp, oradaki totem benzeri direklere bağladılar.
" peki ya adamları yakalayamazsak!" ?
" o zaman arkadaşlarınızı vereceğiz canavar bitkiye! "
Herkes benden bir açıklama bekliyordu aramızda geçen konuşmayı anlattım.
" Yani o adamları bulup bunlara götürmek zorundayız!"
Demotike: Tamam o zaman ne duruyoruz! Yola çıkalım elbet bir şeyler düşünürüz!
Aylin ve Arzu' ya
" Döneceğiz ve sizleri kurtaracağız sakın merak etmeyin! " dedik. Kızlar çok cesurdu ve bize
" Tamam sizlere güveniyoruz iyi şanslar! " dediler.

Aylin ve Arzu bağlandıkları totemde !!!
Kabile şefinin tarif ettiği yola saptık ve sonunda bir tepenin aşağısında küçük bir kulübe gördük, dışarıda bir jip vardı.
Ahmetde: Herkes yere uzansın...dürbünle bir bakayım içeride kaç kişiler?
Ahmet bey dürbünle pencereye baktı manazara aşağıdaki gibiydi..

Ahmetde: Galiba sadece iki kişiler...
Gurbetteyazmak: Bitkilerin genetiğini değiştirdikleri bir laboratuvar kurmuşlar!
Anemonunmutfağı: Bir gün CIA 'ya karşı mücadelede yer alacağım hiç aklıma gelmezdi. 
Barış bey: Al benden de! 
İlknur: Metal'i de unutmayalım o safkan bir kangal çok işe yarayabilir!
Şehnaz: Doğru !
Nihansum: Ee, ne bekliyoruz?
Ahmetde: Bi dakka! pencereden gözükmemek için otların arasında sürünerek gideceğiz...ben önden gideyim elimde tüfek var...haydi başlıyoruz...
Böylece, sürünerek kulübeye doğru gitmeye başladık, kapıya varınca tekmeyle kapıyı açtık, adamlar silahlarına sarılacak zaman bile bulamadılar. Hiç beklemiyorlardı.
İlknur Metal'e " tut Metal, tut onları!" deyince Metal adamlara öyle bir saldırdı ki, ikisinin de ödü koptu:
Adamlardan birinin bacağına dişlerini kenetleyip hiç bırakmadı.
Hepimiz " Yaşasın! Başardık!!:.." diye bağırdı.
Hepimiz çok sevinçliydik, adamları önümüze katarak doğruca kabilenin köyüne gittik.
Aylin ve Arzu hala bağlıydı, bizleri görünce sevinçten çılgına döndüklerini söylemeye gerek yok. 
Aylintoygun ve Arzu55" Yaşasınnn! Biliyorduk başaracağınızı, içimize doğmuştu!.."
Kabiledekiler Aylin ve Arzu'yu serbest bıraktılar, onlar sevinç gözyaşlaryıla arkadaşlarla kucaklaşırken, yerliler iki adamı mızraklara dürte dürte doğruca genetiğini değiştirdikleri dev bitkilerin yanına götürdüler.
Adamlar başlarına geleceği tahmin etmişti.
" No! No! No!" diye bağırmaya başladılar. Ama kaçış yoktu, dev bitkinin yaprakları ikisinin üzerine kapandı, iki adam da kendi yarattıkları canavara yem olmuşlardı. Korkunç bir ölümdü ama bunu haketmişlerdi.
Kabile şefi bize de gidebileceğimiz söyledi. Kaybolduğumuz için de ekmeğe benzer bir şeyler vermeyi ihmal etmediler. Kabilenin büyücüsü ise başımız derde girdiğinde kullanmamız için garip bir taş verdi, onu da aldık ve çok teşekkür edip tekrar yola koyulduk.
Neşemiz yerine gelmişti.
Acaba bizleri başka neler bekliyordu ? 
YARIN: Neler olacak?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (9)
Yorum yaz!

Ufuk arkadaşımız, kıyıya doğru yüzmeye çalışıyordu ama timsah daha hızlıydı....
tam o sırada koşarak aşağı inen Ahmet bey, tüfeğini doğrulttu ve timsaha nişan aldı.
Hepimiz nefeslerimizi tutmuştuk...
Ve pat diye tüfek sesinini duyduk, timsah gözünden vurulmuştu, fırsattan istifade Ufuk hemen kıyıya çıktı ve bu korkunç olaydan kıl payı kurtuldu. Hepimiz çok sevindik, bir alkış koptu. YAŞASINNNN!....en büyük kampçı bizim kampçı
Ahmet : İyisin ya
Ufuk2008: Sağol Ahmet abi, hayatımı kurtardın.
Bu arada ipten köprü yıkılmıştı bir şey olursa artık geri de dönemeyecektik!
Ve tekrar uygar bir yer bulabilmek umuduyla, yola devam ettik, acaba sağsalim evlerimize
dönebilecek miydik? Hepimiz içimizden bunu düşünüyor ve merak ediyorduk.
Hele ben bu geziyi düzenlediğim için çok pişmandım, arkadaşlarımın başına bir şey gelirse, asla kendimi affetmeyecektim.
Uzun süre tek bir insana rastlamadan yol aldık, arada filler, zürafalar, zebralar, gazeller görüyorduk, başımızın üzerinde kuş sürüleri, kartallar uçuşuyor, ağaçlarda ise şempanzeler oradan oraya atlıyorlardı, rengarenk papağanlar da cabası...biraz dinlenmeye ve bir şeyler yemeye karar verdik. Anjelika'ya ot toplamasını yasak ettik
Benduras: Arkadaşlar Afrika bana inanılmaz ilham verdi, şurada oturup bir şiir yazayım sonra yola devam ederiz..
" Ooooo! Tamam yaz şiirini, bekliyoruz" 

Benduras şiirini yazmaya başlamıştı:
Biz Afrika'da safarideyken
Ay üstümüze yuva yapıyordu
Yıldızlar göz kırpıyordu
Gecenin karanlığında aslanlar......
Ama Benduras sırtını insan yiyen canavar bitkilere verdiğini bilmiyordu. Normalde sadece böcekleri yiyen bu bitki nasıl olup da böyle canavarlaşmıştı bunun cevabını sonradan keşfedecektik. (Benduras'ın şiirinin tamamı bir önceki bölümün yorum kısmında okuyabilirsiniz. )

Benduras: İMDAAT...NE OLUYOR! 
Hepimiz koşup arkadaşımızı acayip bitkiden kurtardık.

Misscritic ismine uygun bir şekilde hemen büyütecini aldı ve bitkiyi incelemeye başladı, fazla sokulmadan tabii..
Misscritic: Allah Allah bu bitki böcekleri içine alır ama insanlara saldıracak kadar nasıl büyümüş. Bunda bir iş var arkadaşlar!
Hasretsenfonileri: Çocuklar bakın yerde bir şey var!
Otların arasında garip bir konserve kutusu bulduk, üzerinde hormon filan yazıyordu.
Arzu: Biri bu bitkiye özellikle canavar hale gelecek bir şeyler aşılamış olmasın?
Barış bey: Bu işin arkasında CIA yoksa ne olayım!
Herkes: Evet kesinlikle öyledir!!! dedi.
Kutuyu delil olarak aldık. Sağ kurtulursak bu işin peşini bırakmayacaktık. Belki de zavallı yerlilerden böylece kurtulmayı düşünüyorlardı.
Yolumuza devam ederken, kedilerimveben yani Esra, biraz geride kalmıştı, sanki otların arasında bir şeye bakıyor gibiydi, yüzü çok mutluydu herhalde nadir bir çiçek filan derken, Esra koşa koşa yanımıza geldi. Kucağında bir şey vardı.

Bakın ne buldum ! 

OLamazz, çok güzel, çok şirindi. Esra bunu eve götürmek istiyordu.
Ama bir de ne görelim güzel kediciğin annesi kükreyerek bizlere doğru koşa koşa gelmiyor mu!

Anjelika: Herkes ağaçlara tırmansın!
Arzu55: Yavruyu yere bırak! Yavruyu yere bırak!
Birzamanlareylül: Evet yavruyu bırak! Çabuk!!!
hasretsenfonileri: 70'inde ağaca tırmanmak çok kolay olacak! 
Esra yavruyu yavaşça yere, otların arasına bırakınca, hocamın da ağaca çıkmasına gerek kalmadı çünkü Anne leopar yavrusunu görünce, kokladı ve sonra ağzına alıp, geri döndü. Büyük ihtimalle diğer yavrularını yalnız bırakmak istemiyordu. Dönmeden önce bize de kükremeyi ihmal etmedi. Herhalde şöyle demiştir:
-" Len' o' lum bir daha yavruma yaklaşırsanız hepinizi doğduğunuza pişman ederim!"

Aylintoygun: Kız Esra, bir daha sakın kedi medi alayım deme, her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz!
Ve yine yola koyulduk....ağaçların yani ormanın ortasında dümdüz bir yer görmüştük, orada kamp kurmaya karar versek mi diye düşünürken ne olduğunu anlayamadan sanki gökyüzünden sopalar yağmaya başladı.!! ! !
Az sonra bunların sopa değil mızrak olduğunu farkettik!

Bu sefer işimiz bitikti galiba. 
Yarın: Sonumuz mu geldi? Kurtulacak mıyız?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (15)
Yorum yaz!
Anemonunmutfağı: Yemek hazırrrrr
Ohh, hepimiz çok acıkmıştık doğrusu, Afrika’nın havası da insanın iştahını açıyor, başımıza gelenleri unutup espirler, şakalar yaparak yere serdiğimiz kocaman piknik örtüsünün başında toplaştık, yalnız ben Anjelika’nın aramızda olmadığını fark ettim.
“arkadaşlar Anjelika nerede?”
Hasretsenfonileri: Şu tepeye çıkmış ot topluyordu…aaa, nerede bu kız?
Herkes yerinde kalktı ve bir yandan bağırarak arkadaşımızı aramaya başladık…
“Anjelika!”
“Anjelika! Neredesin!”…
Benim aklıma korkunç şeyler geliyordu, aklımdan atmaya çalışıyordum maazallah ya piton yediyse gibi, bunu Şehnaz da düşünmüş olacak ki, hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Ama aniden İlknur’un aklına bir şey geldi,
“ Metal’e bir eşyasını koklatalım o bulur!”
“Evet yaa, ne iyi ettin de onu da getirdin İlknur’cuğum, haydi!”
böylece Metal’e Anjelika’nın sırt çantasından aldığımız bir anorağı koklattık, metal kokuyu alır almaz, koşmaya başladı bizler de peşinden…
Bir yandan da bağırıyorduk “Anjelika! Neredesin?” diye
Sonunda Metal havlamaya başladı ve cılız bir ses “buradayımmm” dedi.
Ses yakından geliyordu ama etrafta kimseyi göremiyorduk.
“yukarı bakın!”
doğru ya Metal bile yukarı bakıp havlıyordu..
Bir de ne görelim, manzara aşağıdaki gibiydi!

Ahmetde’nin her şeye yarıyan çakısıyla arkadaşımızı tuzaktan kurtardık.
Meğerse yaramaz bir şempanze Anjelika'nın sepetine göz dikmiş, o yüzden gözetliyormuş, kız bir ara sepeti yere koyunca alıp kaçırmış. Anjelika'da sepeti arayayım derken avcıların eskiden kurduğu tuzağa yakalanmış.
Olayın iyi bitmesine sevinip, tekrar kamp yerimize dönüp yemeğe oturduk…hepimiz çok acıkmıştık...
Akşam oluyordu en tecrübelimiz olan, gerçek bir kampçı olan demotike sayesinde güzel bir kamp ateşi yaktık. Barış bey ise sürekli bol bol resim çekiyordu. E, o da en tecrübeli fotoğrafçımız ne de olsa.
Soyguncular cep telefonlarımızı da almışlardı ama bu kötü durumdan kurtulacaktık moral bulmak için kamp ateşinde halay bile çektik “fidayda da Afrika’lım fidaydaaaa” diye.
O kadar yorgunduk ki, battaniyelerimizi alıp, otların üzerine uzanıp uyuduk, hocam çadır bile istemem derken onu bu hallere koydum ya, çok suçluluk duyuyordum. Uzaktan arada sırada gelen aslanların kükremeleri, vahşi hayvan sesleri arasında uyuya kaldık…
Sabah erkenden kalktık, hep birlikte kahvaltı yaptık, zeytinlerden bize de kalmıştı, nehirde yüzümüz gözümüzü de yıkayıp, çaresiz birilerini buluruz umuduyla yola düştük.
Ama öyle bir yere geldik ki, ne siz sorun, ne ben söyleyeyim…
Karşıya geçmemiz gereken bir nehir vardı ve üzerindeki ipten bir köprüydü! Tahtalardan yapılmıştı..

Arzu:“ Aman Allah’ım acaba sağlam mıdır ki?”
Aylin: “Pek öyle gözükmüyor”
Berraksu: “ buraya kadar geldik geri dönemeyiz, başka yol da yok”
Hatıralarlaben “ bence de…”
Nihansum: “ katılıyorum…”
Misscritic: ya tam yarıyolda koparsa!
Esra (kedilerimveben): “ kendimi İndiana Jones filminde hissetmeye başladım”
Ahmet bey: “hakikaten öyle!”
Birzamanlareylül: “ haydi arkadaşlar bence yola koyulalım”
Benduras: Allah'tan aşağısı su, koparsa yüzeriz artık yüzmeye bilmeyen var mı içimizde?
Kimseden hayır sesi gelmedi, herkes yüzme biliyordu
Bu iyi oldu.
Ve hepimiz, tek sıra halinde ip köprüden geçmeye başladık. Kafilemizin en büyüğü, sevimli babaannesi hasretsenfonilerin elini bırakmıyorduk, 70 yaşındayım diyordu ama Allah’tan hepimize taş çıkartıyordu yürürken..
Hepimiz karşıya geçtik ve ‘oh!’ dedik.

En son Ufuk2008 kalmıştı…yalnız tam o geçerken birden ip köprü yıkılmaz mı!

Hepimiz dehşet içinde kaldık! Üstelik düşen içimizdeki en genç arkadaşımız, 19 yaşındaki Ufuk' du
…
Suya düştükten sonra, kıyıya yüzebilir diye sevinirken, ona doğru yaklaşan şey kanımızı dondurdu. Hayır OLAMAZZZZZ!....

2. Bölümün sonu
Kalıcı Bağlantı
Yorum (14)
Yorum yaz!
Eveeeet, sevgili arkadaşlar bizi Afrika’ya götürecek olan uçağa bindik ve Afrika’ya iner inmez safari için otobüse bindik. Kimler var kafilede, tek tek sayamıyorum, hepiniz varsınız. 
Otobüste “biz Afrika’da her gece mehtaba çıkardıkkkkk” diye şarkılar söylüyorduk neşeyle. tabii koro şefimizin hasretsenfonileri hocam olduğunu söylemeye gerek yok.
Rehberimiz bir Türk'dü lakabı Jambo Ali'ydi. Bana kalırsa biraz haydut tipliydi ama isteyince sempatik de oluyordu. Hatta çoğumuz onu pek komik buldular.
Sonra bir fil görüp hepimiz aşağı indik ama bu yüzden başımıza ne geleceğinden habersizdik.

Filin resimlerini çektikten sonra otobüsümüzün yanına gittik ki, ne görelim!

Ne şoför var, ne de rehberimiz Jambo Ali! İkisi de paralarımızı, pasaportlarımızı alıp kaçmışlar meğerse bunlar elmas kaçakçılarıymış sonradan anlayacağız gerçi şimdilik bu kadar söylüyorum!..
Üstelik mahsus benzini de dökmüşlerdi!..ama kamp malzemelerimiz, çantalarımız duruyordu.
Tam moralimiz bozuluyor diye korkarken 
Hasretsenfonileri: Arkadaşlar olan oldu, moralimizi bozmuyoruz madem öyle yayan yola devam edeceğiz!..
Gurbetteyazmak: Evet, haydi Afrika biz geliyoruz. Yolu bilmesek de Allah yardım eder…
Hepimiz o anda cesaretlendik, bir alkış koptu. Ve malzemelerimizi alıp yayan yola koyulduk.
İlk iş Massai yerlilerine rastladık, kadınların yaptığı incik boncuklar çok hoştu, öyle iyi insanlardı ki, kafiledik tüm kadınlara birer tane hediye ettiler.

Hasan abi de durur mu? Hemen sırt çantasındaki Gemlik zeytinlerinden onlara hediye etti, böylece Türk zeytinlerini ta Afrika’da tanıttık…

Massai yerlileri gurbetteyazmak abimin leziz zeytinleriyle..
.

Daha sonra nehir kenarı bir ovaya geldik, hepimiz acıkmıştık, karnımız zil çalıyordu.
Anemonunmutfağı: “Arkadaşlar hepimiz acıktık, haydi burada kamp kuralım, bir şeyler pişirelim.”
Deyince herkes katıldı. Beyleri balık tutmaya gönderdik, Ve biz kadınlar yemek işine koyulduk. Anjelika ise ot, bitki meraklısı olduğundan yemekte kullanacağımız otlar aramaya başladı. Kolunda da sepeti…

Ama
geniş, dev yaprakların arasından bir çift gözün kendisini izlediğinden habersizdi. 
YARIN: Anjelika kaybolacak!...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (14)
Yorum yaz!