ÇOK ÖZLÜYORUZ....ÇOK

Cumhuriyetimizin kurucusu, yurdumuzun büyük kurtarıcısı, bize laik, çağdaş bir ülke emanet eden, sadece Türkiye'nin değil, tüm dünyanın bence gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı, lideri olan ulu önderimizi saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz.
Rahmetli dedemin, uzun yıllar önce ATATÜRK için yazdığı şiir yazıyorum. Şiirinin Türkçesi, doğal olarak biraz eski Türkçe...
BÜYÜK ATATÜRK
O Lidya dağlarında bir dehadır uyandı
Türklük ona dayandı hür gönül bağlarında
Kutsal tan aydın'ında yurt uykudan uyandı
Baştanbaşa donandı kumral güzelliğinde
Semavi gözlerinde gülen şerefle şandı
Gürleyen gözlerinde Türk'ün yücelme andı
O ki, Samsun ufkunda bir güneş gibi doğdu
Demir kır at üstünde ilden zulmeti kovdu
Erzurum altayında birlik üssünü yaptı
Sivas kurultayında devlet temeli attı
Ankara kalesinde sancak gibi yükseldi
Ve meclis kürsüsünde üç hasma karşı geldi
İnönü Sakarya'da ordu baş komutanı
İnsan üstü dünyada bilindi namı, şanı
Cihanda tek benzeri hiçbir ulusta yoktur
Milletin öz rehberi, ülküsü altı oktur
Ne devrimler yarattı az bir zaman içinde
Bütün alem anıyor, örnektir Hint'de, Çin'de
Pek mudakkık, ruhşinas, bir önderdir Hak şinas
Yaratmamış eşini hiçbir Rebb'i Nas
O Mustafa Kemal'dir yüzü bayraktan aldır
Sonsuz bir istikbale bakan yıldız, hilaldir
İlk cumhurreisimiz, Atamız, baş tacımız
İzinde yürümektir her vakit amacımız.
Abdülkerim Aydın
(rahmetli dedem)
Sevgili okurlar, birazdan Antıkabir'e gideceğim, o yüzden bugünün yazı dizileri için biraz bekleteceğim sizleri...belki akşamı bulur...sevgiyle kalın, sizler için de çiçeklerimi bırakcağım...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
|
1. ATATÜRK DİYOR Kİ:
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevi mirasım BİLİM ve AKILDIR.
Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur.
Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra benim benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğnii kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
(1939, Cumhuriyet Bayramı Açılış Konuşması'ndan)
2. ÇANAKKALE' deki KADIN SAVAŞÇILARIMIZ...
|
|
|
Çanakkale Savaşları'nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale'de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.
Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzak askerlerinin Çanakkale'de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.
Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir:
"Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç."
Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, Keskin nişancı Türk kadınları ve Türk kadın savaşçılarını anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları'nın daha birçok yönü, genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir. |
 |
kaynak: www.canakkale.gen.tr
3.GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ
1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:
- Depremden çok zarar gördün mü, baba? diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:
- Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin? İhtiyar, Kürt şivesiyle:
- Valle Padişah bilir! dedi
Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:
- Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne?
İhtiyar tekrar etti:
- Padişah bilir!...
Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü:
- Siz daha devrimi yaymamışsınız! dedi
Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:
- Köylere genelge yolladık Paşam, dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:
- Oğlum, dedi, genelgeyle devrim olamaz!..."
Ahmet Hidayet Reel
4. ATATÜRK' le BİR ÖMÜR KİTABI'ndan ALINTILAR
O sabah, yani 3 Mayıs 1935 yılı sabahı, Atatürk erkenden kalkar...
" Haydi bakalım Gökçen...gidiyoruz, bugün bizim için bir bayram günüdür..hem de ileride çok öğüneceğimiz bir bayram Türk Hava Kurumu'na bağlı olarak Türkkuşu'nu açıyoruz...orada yüz binlerce havacı genç yetiştireceğiz...
Türkkuşu'nda ilk açılan okul planör okuluydu. Rusya'dan iki öğretmen getirtilmişti. Alanda büyük bir kalabalık vardı, gençler heyecanlı, orta yaşlıla gururluydu.
....................
Rus öğretmenler planörle uçuş gösterileri ve paraşüt atlayışları yaptılar, bunları yakından seyretmek insanı büyülüyor, heyecandan heyecana sürüklüyordu iyiden iyiye ilgilenmeye başlamıştım havacılıkla..
Atatürk, bir ara kulağıma eğilerek:
Gökçen görüyorum çok heyecanlandın sen bu gösterilerden, nasıl sen de böyle havalarda süzülebilir, paraşütle atlayabilir misin bakalım?
Haklısınız Paşam gerçekten çok heyecanlandım ve çok beğendim, onların yerinde olmayı isterdim.
Sonra yanında duran Türk Hava Kurumu genel başkanı Fuat Bulca'ya dönerek:
Fuat Bey, bizim Gökçen paraşütle atlamak istiyor demir tavında dövülür madem ki istiyor o halde başlasın hemen işe..
Artık benim için de istikbal göklerdeydi...
.............
Atatürk sofrada arkadaşlarına " Göreceksiniz Gökçen iftihar edeceğimiz bir uçan kızımız olacaktır. Onu bir gün Avustralya'ya uçarak göndereceğim" dedi.
Daha sonra Atatürk, Sabiha Gökçen'i Rusya'da daha üst düzeyde uçuş eğitimine gönderiyor. Yedi erkek arkadaşıyla birlikte. Onları yolcu ederken şöyle diyor:
"Kendinize iyi bakın, sakın disiplinsizlik yapmayın , havacılık disiplinsizliği affetmez ha, bunu aklınızdan çıkarmayın! Orada konuk olduğunuz sürece Türk ulusunu temsil ettiğinizi hiçbir zaman unutmayın! Sizin başarınız Türk ulusunun başarısı olacaktır!
Dönüşte öğretmen olarak sivil havacı gençlerden kurulu bir ordu yetiştirecek, tarihe böyle geçeceksiniz!..Yolunuz açık olsun uzayın çocukları!....
Ve, henüz 22 yaşındaki genç Sabiha Gökçen ve diğer arkadaşları Odesa'ya gidiyorlar, Ruslar büyük incelik, nezaket göstererek, gittikleri okulun kapısına Türkçe olarak HOŞGELDİNİZ pankartı asmışlar ve direğe Türk bayrağı asmışlardır. Burada uçakla akrobasi yapmayı bile öğreniyorlar. Daha sonra Moskova'ya geçiyorlar ve orada motorlu uçak okulunda eğitim görüyor. Dönemin Sovyet gazeteleri hep onlardan söz ediyor, fotoğrafları yayınlanıyor..
Tüm eğitimleri başarıyla bitirip, yurda dönüyorlar. Atatürk, bir gün sürpriz bir kararla onu ilk kez yalnız başına uçmasını istiyor, bu bir tür sınav...çok heyecanlanıyor Gökçen ama alnını akıyla sınavı geçiyor...Atatürk çok mutlu oluyor:
"Beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim..belki de dünyada ilk askeri kadın pilot olacaksın, bir Türk kızının dünyadaki ilk askeri kadın pilotu olması ne iftihar edici bir olaydır tahmin ediyorsun değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir Tayyare Okulu'na göndereceğim orada özel bir eğitim göreceksin."
...............
Eskişehir askeri uçak okulunda 2 yıl askeri disiplin ve havacılık disiplinin hakim olduğu bir eğitim alıyor. Sonunda uçuş brövesini alıyor. Tam bir subay gibi yetiştiriliyor. Dersim harekatına katılıyor, Atatürk onun Cumhuriyet bayramı törenlerine katılmasını, gösteri uçuşu yani akrobasi yapması isityor...Sabiha, yere birkaç metre kadar alçalarak akrobasi hareketleri yapıyor...nihayet şeref tribününü Atatürk'ü selamlamaya sıra geliyor...uçağın daha çok alçalması gerekiyor...nihayet bunu da yapıyor, Ata'nın önünden geçerken selalmını veriyor...herkes nefeslerini keserek ayağa kalkmış durumda..uçak neredeyse yere değecek!...
Daha sonra Atatürk, ondan uçağıyla bir Balkan ülkeleri turu yapmasını istiyor. Sabiha Gökçen bir ay hazırlık yapıyor, çalışıyor. Amerikalı uzman bir pilottan özel eğitim aldırıyorlar kendisine, çünkü ilk defa hiç kullanmadığı Volti denilen askeri bir uçak kullanacak...sonunda Amerikalı uzman Sabiha'nın uçağı kullanabilecek düzeye geldiğini söylüyor...
16 Haziran 1938'de Balkan turuna başlıyor...TEK BAŞINA hem de...yanına makinist bile almayacak!...bakın Atatürk burada ne diyor:
" Yanına makinist bile almayacaksın..biliyorum makinistler sadece uçağın yerdeki bakımı ile uğraşırlar lakin gideceğin yerlerde onu bir kurmay subay zannedebilirler...uçağı onun kullandığı hissini kapılıp başarını gölgeleyecek sözler söyleyebilir ya da düşünebilirler evet evet..yalnız başına uçacaksın...makinistleri gerekiyorsa senden iki gün önce gideceğin yerlere göndeririz..
Ve Sabiha Gökçen, tek başına Balkan Turuna çıkıyor, bu olay gittiği ülkelerde büyük yankı yapıyor, gittiği ülkelerde kahraman gibi karşılanıyor, örneğin Yugoslavya'da genelkurmay başkanı General Meriç karşılıyor, askeri tören, her iki ülkenin milli marşları çalınıyor ve General Meriç güzel bir konuşma yapıyor, gençkıza Yugoslavya'nın ünlü BEYAZ KARTAL nişanı ve havacılık brövesi takdim ediliyor.. kısaca Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya ve Romanya'da büyük çoşku ile karşılanıyor.
Ama dönüşünde Atatürk'ü hasta bulduğu için, tüm bu sevinci bir anda yok oluyor.
(yıl 1983)
Sabiha Gökçen'in paraşütle atlamakla başlayıp, uçakla akrobasi yapan, askeri pilot olan ve nihayet 22 yaşında, TEK başına Balkan turu yapan bir Türk kızı olması çok önemlidir. O, Atatürk'ün çağdaş Türk kadını için örneğiydi ve başarılı oldu. Türk kadınının nereden, nereye geldiğini aşağıdaki iki resime bakarak kıyaslayabilirsiniz.

Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!