Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
Indiana Jones 4 filmine de konu olan Kristal kafatasları yüzyıllardır arkeologları, bilim adamlarını ve müze yetkililerini meşgul ediyor, bu kafataslarının bazıları kristal kadar berrak, bazıları dumanlı veya renkli kuvarstan yapılmış. Hepsinin de Meksika ve Orta Amerika kökenli olduğu düşünülüyor. Birçokları bunların Amerika’daki eski uygarlıklar tarafından yapıldığına inanıyor, bazıları da Aztek’leri ziyaret eden dünya dışı varlıkların veya kayıp kıta Atlantis’in varlığının kanıtları olduğunu düşünüyorlar. Joshua Shapiro, kendi internet sitesinde, bu kafataslarının esrarengiz ruhsal ve iyileştirici güçlere sahip olduğunu ileri sürüyor: “kristal kafataslarının çevrelerindeki enerjiyi ve titreşimi kaydeden bir tür bilgisayar olduğuna inanıyoruz, kafatasları onlarla geçmişte iletişim kurmuş her kişiyi ve her olayı yeniden gösteriyorlar, yani dünya tarihini saklıyorlar”
British Museum ve Smithsonian Enstitüsü, elektron mikroskobuyla yapılan son incelemelerde kafataslarının modern aletlerle yapılmış olduğunu ortaya çıkardı. Her iki enstitü de kafataslarının 1800’lü yılların sonlarında bir tarihte yapılmış olabileceğini söylüyorlar. Arizona üniversitesinden antropoloji profesörü Michael Smith ise kurukafa şeklinde temsil edilmiş Aztek tanrıları olduğunu ve bunların 'yeniden doğuş' sembolü olan şeyler olduğunu, özel güçleri filan olduğuna ise inanmadığını söylemiş.
Yine de tam olarak kimse bunların sırrını çözebilmiş değil ve esrar uzun süre devam edecek gibi görünüyor.
(kaynak: National Geographic)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
KUTSAL KASE:
İngilizce’de ‘Holy Grail’ denen bu kaseyi Hz. İsa son akşam yemeğinde kullanmış, ayrıca yine İsa çarmıha gerilerek öldürülürken, kanından bu kaba akıtılmış. Peki kutsal kase şimdi nerede? Bazılarına göre Haçlı şövalyeleri kutsal kaseyi saklamışlar. Bir rivayete göre, Joseph kaseyi İngiltere’ye Glanstonbury’ye getirmiş, 1906 yılında mavi renkte bir kasenin kutsal kase olduğu iddia edilmiş, böyle 3 kase daha ortaya çıkmış, tarihçi Richard Barber’e göreyse bunların hepsi rivayet.
KUTSAL SANDIK:
Bu da yine İncil’de geçen bir olaya dayanıyor, İsrailliler 3000 yıl kadar önce altın yaldızlı bir sandık yapıyorlar ve içine Hz. Musa’nın on emrinin olduğu taş tabletleri koyuyorlar. Sandığın kapağında iki melek kabartması var ve bu sandığın birçok mucizelere sebep olduğuna inanılıyor. M.Ö 597 -586 yılları arasında Babil imparatorluğu İsrail’i fethediyor , o sırada Kudüs’te bir tapınakta bulunduğu söylenen kutsal sandık ortadan kayboluyor! Saklandı mı? İmha mı edildi? Kimse bilmiyor.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!

- Piramitler taş blokların üst süte yerleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu bloklar Nil nehrinin öte yakasından taşınmıştır. Kullanılan taşların ağırlıkları değişiyor, 2 -30 ton, hatta 70 tonluk taşlar bile var, yani en ufak taş bir fil büyüklüğünde!
- Bu taş blokların kilometrelerce öteden nasıl taşındığı (o devirde vinç de olmadığına göre) ve bu kadar keskin bir geometrik doğrulukla nasıl yerleştirildiğinin sırrını kimse çözememiş.
- Uzmanlar Mısırlıların tuğla, toprak ve kum kullanarak piramitle birlikte yükselen rampalar inşa ettiklerini düşünüyorlar, daha sonra taş blokları kızak ve takozlar yardımıyla bu rampalar üzerinden yukarı çektiklerine inanıyorlar. Bazıları ise Mısır çöldür, taş bile bulunmaz, bu piramitleri olsa olsa başka gezegenden gelen uzaylı varlıklar inşa etmiştir diyorlar.
- Keops piramidinin 100.000 işçinin çalışmasıyla yaklaşık 20 yılda inşa edildiği , üç piramidin tamamlanmasının ise yaklaşık 80 yıl sürdüğü söyleniyor.
- Keops piramidi dünyanın 7 harikasından biridir. Yapımında yaklaşık 2.3 milyon taş blok kullanılmış.
- Büyük piramit 19. yüzyıla kadar dünyanın en yüksek yapısı olarak kabul edildi. Günümüzün 48 katlı bir binasına eşdeğer yüksekliktedir. Ayrıca dünyada bugüne kadar inşa edilen en hacimli yapı kabul ediliyor.
- Piramidi oluşturan taşlarla bugün tam 30 tane Empire State binası inşa etmek mümkün.
- Büyük piramidin yan yüzleri 4 ayrı yöne Kuzey-Güney-Doğu-Batıya bakıyor.
- Üç büyük piramit Orion takım yıldızındaki üç yıldıza bakıyor, bir anlamda Orion yıldızının konumunu ayna gibi yansıtıyor.
- Piramitlerde bugüne kadar hiç kral/kraliçe mumyası bulunmadı.
- Fransız mimarların 2007 Nisan’ındaki tezlerine göre, piramitler içeriden spiral şekilde örülerek yapıldı, mimar Jean Pierre Houdin ve ekibine göre, yapımda 4.000 kişi çalıştı.
- Eric von Daniken’in, 70’li yıllarda yazdığı, Tanrıların Arabaları isimli ve Türkiye dahil bütün dünyada best-seller olan, büyük yankılar uyandıran kitabında, piramitlerin uzaylılar tarafından yapıldığı konusuna geniş yer veriliyor.
- Bazı bilim adamları ise piramitleri kayıp kıta Atlantis’in üstün uygarlığa sahip mimarları tarafından yapıldığına inanıyorlar.
- Sonuçta, piramitleri kimlerin yaptığı hala esrarını koruyor.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!

fotoğrafta JFK, suikaste uğramadan az önce..
Uğursuzluğu doğaüstü bir olay olarak mı görürsünüz yoksa inanır mısınız? Kimi çok ünlü, zengin ailelerin üzerlerinde tıpkı Tutankamon’un lanetine benzer bir lanet var sanki…işte o ailelerden bazıları:
Brando ailesi: Ünlü sinema oyuncusu Marlon Brando’nun annesi bir alkolikdi, ilk eşi Anna Kashfi ise ilk çocuğunu dünyaya getirdikten sonra alkol ve uyuşturucuya başladı, oğulları Christian’ın da uyuşturucu problemi vardı ve üvey kızkardeşi Cheyyene’nin erkek arkadaşını silahla vurarak, öldürdü. Taammüden adam öldürmekten hüküm giydi, 10 yıla mahkum oldu ve 6 yıl hapis yattı, serbest kaldıktan bir yıl sonra da Cheyyene intihar etti.
Kennedy ailesi:
Önce, Amerikan başkanlarından John F. Kennedy Dallas’ta suikaste kurban gitti, Patrick Kennedy sakinleştirici haplar içip araba kullanırken kaza yaptı, babası Ted Kennedy’nin uçağı düştü ama kurtuldu, bir ara az kalsın boğuluyordu ve 2006’da bindiği uçağa yıldırım düştü. Bunların dışında kanserler, kalp krizleri, düşük yapmak, aşırı doz, intiharlar, uçak kazasında ölümler ve suikastler gibi felakatler Kennedy ailesinin peşini hiç bırakmadı.
Von Erich ailesi:
Von Erich, çok başarılı bir güreşçiydi, karısı ise tam altı oğlan doğurmuştu. Bundan sonra olanlarsa çok trajik:
İlk doğan oğlana elektrik çarpması ve nefessiz kalmaktan 7 yaşında öldü.
Üçüncü oğlan da başarılı bir güreşçi oldu, lakabı ‘Teksas’ın Sarı Gülü’ydü, aşırı dozdan öldü
Dördüncü oğlan, kardeşlerinin en başarılısıydı, lakabı ‘Teksas Tornadosu’ydu, uyuşturucu sorunları vardı, kendini öldürdü.
Beşinci oğlan, o da aşırı dozda sakinleştirici haptan öldü.
Altıncı oğlan, üç erkek kardeşini de kaybetmişti, depresyona girdi, başarısız bir güreşçiydi ve intihar etti. Neyse ki, ailenin sonraki neslinde işler yolunda gitti.
Hemingway ailesi:
Nobel ödüllü ünlü yazar Ernest Hemingway, henüz 29 yaşındayken, babası silahla intihar etmişti, Ernest, Nobel ödülü dahil büyük üne, başarıya kavuştu ama mutsuzdu, 62 yaşındayken o da tüfekle kendisini öldürdü. Beş yıl sonra, kanser ve depresyondan muzdarip kızkardeşi Ursula, aşırı dozda ilaç alarak kendisini öldürdü, bu olaydan 16 yıl sonra, Ernest’in tek erkek kardeşi Leichester, şeker hastalığı yüzünden bacaklarının tutmayacağını öğrenince tıpkı ağabeyi gibi tüfekle kendisini vurdu. On yıl sonra, Hemingway’in torunu güzeller güzeli fotomodel ve sinema oyuncusu Margaux, ilaç içerek intihar etti.
NOT: Bu konuya ilgi duyanlar: Sevgili mcathena'da lanetli ailelerle ilgili (Menderes ve Ürdün kraliyet ailesi) ilginç bir yazı koymuş bloguna, okumanızı öneririm.
www.mcathena.blogcu.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (7)
Yorum yaz!

foto: howarddavidjohnsson.com
Sevgili okurlar, blogumun 'aşk' kategorisinde 'böyle bir aşk var mıdır?' başlığıyla, ‘Küçük Deniz Kızı’nın hikayesini okuyan okurlarımızdan Demet Hanım, bu konuda bir yazı yazmama vesile oldu ve wikipedia'da hepinizi için bu konuda bir araştırma yaptım. İyi okumalar...
Bildiğiniz gibi deniz kızları (İngilizce mermaid) başı ve sırtı insan, kalan kısmı balık kuyruğu biçiminde olan mitolojik yaratıklar. Aslında yine mitolojiye göre deniz erkekleri de var. Birçok kültürde deniz kızlarından bahsedilmiş. Bunların şarkılar söyleyerek denizcilerin dikkatini dağıttı, hatta güverteden düşmelerine sebep olduğu, gemi kazalarına sebep olduğu, bazen de boğulmakta olan insanları kurtardıklarını hatta onları deniz altındaki ülkelerine götürdükleri anlatılmıştır.
Yunan mitolojisinde deniz kızlarına benzeyen ‘siren’ler, selkie’ler, su perileri de deniz kızı benzeri mitolojik yaratıklardır.
Yarı insan, yarı balık bu yaratıklarla ilgili bilgiler Milattan 5000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ünlü denizci Kristof Kolomb, günlüğünde deniz kızları gördüğünü fakat onların daha güzel olduklarını düşündüğünü yazmış! Bu yüzden bazıları bunların yavrularını tıpkı insanlar gibi kucaklarına alabilen, büyük, su memelileri olabileceğini söylüyorlar.
Dünyadaki bilinen en eski deniz kızı hikayesi MÖ 1000 yılına dayanıyor, öyküye göre Semiramis adlı kraliçe, ölümlü bir çobana aşık olur ve sonunda çobanı öldürür, yaptığından utanır ve balık haline gelmek amacıyla kendisini göle atar ama sular onu balık yapamaz, o da deniz kızına dönüşür. Benzer hikayelerde, deniz kızlarını gördüklerine yemin edenler var, yine antik bir kitapta yazılanlara göre yarısı kadın, yarısı balık biçimindeki deniz kızları, balıkları kutsal kabul ettikleri için asla yemiyorlarmış. Binbirgece masallarında da deniz kızlarından söz edilmekte, hatta insanlarla evlenebiliyorlarmış.
İngiliz kültüründeyse, deniz kızlarından uğursuzluk getiren, ya da felaketleri önceden sezen, felaketleri kışkırtan, bazen de tam tersine insanlara yardım eden, iyileştiren yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Deniz erkeklerinin ise deniz kızlarının aksine çirkin ve vahşi yaratıklar olduğu belirtilmiş. Ayrıca deniz erkekleri, insanların ilgisini deniz kızları kadar çekmemiş…
Karayip, Afrika, İrlanda, İskoçya, Rusya, Ukrayna, Japonya, Malezya ve daha pek çok ülkenin kültüründe deniz kızlarıyla ilgili efsaneler var. Örneğin, Karayip’lerde deniz kızlarına Aycayia denirmiş, Avrupa folklorundaki bir başka ünlü deniz kızı da Melusine, Japon’lar deniz kızı yiyen bir insanın ölümsüz olacağına inanıyorlarmış! Bazı Avrupa efsanelerine göreyse, deniz kızları insanların dileklerini yerine getirebiliyor.
Güney Afrika’da, ‘Little Karoo’ isimli bölgede, deniz kızlarının çocukken oyun oynarken görüldüğüne dair iddialar var, aslında kurak olan bu bölge eskiden okyanusun bir parçasıymış, bölgede bulunan deniz kabuklarının fosilleri bunu gösteriyor, bu konuda o kadar çok hikaye anlatılmış ki, nesilden nesile geçmiş.
İnternetteki ‘paranormal phenomena’ (normaldışı olaylar) isimli sitenin, ‘gerçek hikayeleriniz’ isimli bölümünde, Şubat 2006 yılında Lallindra Myer adlı bir okur ise bir deniz kızı gördüğünü şöyle anlatıyor:
“Yılbaşı günü en iyi arkadaşımla onun sahildeki yazlığına gitmiştik, ikinci gün sabah 5.30 gibi kalktım ve bir türlü uyku tutmadı, arkadaşım uyurken, gün doğuşunu seyretmek ve deniz kabuğu toplamak için kalktım, sahilde yürümeye başladım. Harika bir deniz kabuğu bulmuştum ki, birden az ötemde bir kadının oturduğunu gördüm, beline kadar uzanan siyah saçları vardı, soluk tenliydi, sırtı bana dönüktü, sonra vücudunun alt kısmının tıpkı balık gibi, gümüş pullarla kaplı ve kuyruk biçiminde olduğunu gördüm.
Şoke olmuştum, korkudan kaçarken ayak sesimi duydu, döndü ve bana baktı, gözgöze geldik, çok güzeldi, mavi gözlüydü, sonra denize daldı ve kayboldu, eve koşup arkadaşıma olanları anlattım ama bana inanmadı, hala onu tekrar görmeyi umuyorum…!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (7)
Yorum yaz!

foto: dailyrefill.blogs.com
58 yıl önce, güneşli bir günde, Florida’daki üsten uçuş 19 ismiyle, 5 uçak, rutin görevleri için kalktı ve ne uçaklardan, ne de mürettebattan bir daha haber alınamadı.
İşte böylece ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’ efsanesi doğdu. Kabaca, Miami, Bermuda ve Portoriko arasındaki bölge hakkında istatistikler tutulmamıştı ama son yüzyıl içinde sayısız uçak ve gemi, içindekilerle birlikte hiçbir iz, enkaz bırakmadan kayboldular.
Kristof Kolomb, o bölgede tuhaf pusula sapmalarından bahsetmişti, demek ki, esrarengiz olaylar yeni değil…ama bölge Şeytan Üçgeni adını ancak 1964 Ağustos’unda Uçuş 19’a katılan uçaklar kaybolunca aldı. Toplam 14 pilot vardı, uçaklar bombardman uçaklarıydı, karada ve denizde çok geniş arama, kurtarma çalışmaları yapıldı ama ne cesetler, ne de uçakların enkazına rastlandı. Dahası, kurtarma çalışmalarına katılan uçaklardan biri de, 13 mürettebatıyla birlikte kayboldu!
Çok yankı yapan kaybolma vakalarından biri de yine ABD’ye ait Cyclops adlı gemidir. 1918 yılının Şubat ayında yola çıkan gemi Mart ayında Barbados adalarına vardı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Gemi hiçbir iz bırakmadan, içindekilerle birlikte sır olmuştu. Ne enkaz, ne ceset vardı…Cyclops, hala çözülememiş bir sır..
Bir başka esrarengiz olay, S.S Marine Sulphur Queen adlı gemidir, bu bir tankerdi ve Teksas’tan yola çıkmış, Norfolk’a gidiyordu, 3 Şubat 1963’de son kez haber alındı ve ondan sonra gemi ve mürettebat kayboldu. Tek ipucu, tankerin son bulunduğu yerin 40 mil yakınındaki köpek balığıyla dolu sularda bulunan bir can yeleğiydi…

kaynak: nationalgeographic.com
çeviren: müjde dural
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!

Sevgili okurlar, niçin diğer hayvanlar bugüne dek geldiler de, bir tek dinazorların nesli tükendi? Bilim adamlarının bu konuda çeşitli teorileri var yalnız en önemli şey şu ki, ortada hala KESİN bir cevap yok.
1. En popüler teoriye göre, 65 milyon yıl önce, dev bir asteroit yani göktaşı veya kuyruklu yıldız dünyamıza çarptı, çarpışmadan sonra öyle büyük bir toz kütlesi atmosferi kapladı ki, bu yüzden güneş ışınları dünyaya yıllarca ulaşamadı ve dinazorlar bu yüzden öldüler.
2. Yine 65 milyon yıl önce büyük volkanik patlamalar meydana geldi ve gökyüzünü küllerle kapladı, güneş ışınları dünyaya yine ulaşamadı ve dinazorlar buna dayanamayıp yok oldular.
3. Dünyamızın birçok kez buzul çağları geçirdiğini biliyoruz, bunlardan en sonuncusu 10.000 yıl önce yaşanan buzul çağı idi. Bu yüzden içme suyu kaynaklarının çoğu dahil dondu ve dünya buzullarla kaplandı ve dinazorlar bu koşullar altında yaşamaya dayanamadılar.
4. Ölümcül ve bulaşıcı bir hastalık dinazorların neslinin tükenmesine yol açtı.
5. Dinazorlar dünyada yaşanan bir soğuk – bir kurak iklim değişikliklerine dayanamadılar ve yok oldular.
National Geographic sitesi de ençok iki teorinin yani göktaşı veya kuyruklu yıldız çarpması ile volkanik patlamaların dinazorların ölmesine neden olduğunu söylüyor:
Büyük bir göktaşı veya kuyruklu yıldızın dünyamıza çarpması ve gökyüzünü kaplayan tozlarla güneş ışınlarının dünyaya ulaşamaması ve besin zincirinin yok olarak hayvanların ölüyor. Tozlar ortadan kalktıktan sonra atmosferde saklanan sera gazları açığa çıkarak, dünyayı yeniden ılık bir iklime kavuşturuyorlar ve o karanlık dönemde yaşamayı başaranlar hayata devam ediyorlar.
Göktaşı veya kuyruklu yıldız teorisi, kaynağını dinazorların yok oluşunun olduğu dönemdeki iridyumca zengin kaya katmanlarına dayandırıyor. Şöyle ki,
iridyum dünyada nadir bulunan ama göktaşları ve kuyruklu yıldızlarda bolca bulunan bir metalmiş.
Bilimadamları dünyaya bir göktaşının (asteroid) çarpıp sonra buharlaştığını söylüyorlar. Meksiko'da Yucatan bölgesinde 180 kilometre genişliğinde bir krater de onların bu iddialarını doğrular nitelikte. Kraterin yaşı tam olarak 65 milyon.
Ama şu da var: İridyum metali yerin üstünde nadir bulunmasına rağmen, dünyanın çekirdeğinde bolca bulunuyor. Yani diğer görüşteki bilim adamları, büyük volkanik patlamalarla dünyanın çekirdeğindeki iridyumun dışarıya çıkıp, 1 milyon kilometrekarelik alana yayılmış olabileceğini söylüyorlar.
Yine de neden tüm hayvanlar yok olmadı da, sadece dinazorlar yok oldu? Bu sorunun cevabı hala bulunabilmiş değil. 
Kalıcı Bağlantı
Yorum (23)
Yorum yaz!

Anastasia Nikolayevna, son Rus Çarı’nın kızıydı. 1917 Rusya’daki Kızıl /Ekim devriminden bir yıl sonra, 1918’de çar ailesi, tüm çocukları hatta köpekleri dahil, kurşuna dizilerek öldürüldü. Ben BBC yapımı bir belgeselde bu şekilde izlemiştim. Sol görüşlü biri olmama rağmen, o sahnelere çok çok üzülmüştüm, kurşuna dizilenler arasında çocuklar da vardı…bunlardan biri de 17 yaşındaki Anastasia’ydı…
Çar ailesinin mezarları gizli bir yere gömülmüş ve yıllarca bulunamamıştı, geçtiğimiz yıllardaysa mezarın bulunduğu açıklandı.
İlginç olan, Anastasia’nın kurşuna dizilmesine rağmen ölmediği ve bir şekilde kurtulduğu, birisinin belki ona acıyıp, yardım ettiği söylendi, birçok kız Anastasia olduğunu iddia etmişti, bunlardan bir tanesi ise o kadar inandırıcıydı ki, o kadar özel şeyler biliyordu ki, Çar ailesinin torunları onu gerçekten Anastasia olarak kabul ettiler. Kızın sırtında 4-5 kapanmış kurşun yarası da vardı!..
Ama yıllar sonra bulunan mezarda DNA testleri yapıldı, kalıntılardan birinin Anastasia olduğu kabul edildi, ama Romanof ailesinin iki çocuğunun cesedi bulunamadı.
Anastasia filmlere de konu oldu. Bir tanesinde Anastasia rolünü ünlü oyuncu İngrid Bergman oynadı. Baş rolü de Yul Brynerr ile paylaşmıştı. BBC televizyonu Anastasia’nın Esrarı isimli bir belgesel yaptı.
Anastasia olduğunu iddia eden pek çok kadından en ünlüsü olan Anna Anderson, 1984 yılında öldü, iddialarına rağmen ölümünden sonra yapılan DNA testinde, son bulanan mezardaki örneklerle uyuşmadığı anlaşıldı!...
11 Mart 2009- National Geographic sitesi bu konuya nokta koyan haberi verdi: Çar'ın çocuklarının hiçbiri öldürülmekten kurtulamamıştı! Anastasia dahil...
2007 yılında Yekaterinburg'da bulunan bir mezardaki iki çocuk cesedine yapılan üç tip DNA analizi sonucu, çocukların Romanov ailesine ait olduğunu ortaya çıkardı.
Kısacası, tüm filmlere, romanlar sadece kurguydu, belki de Anastasia'nın kurtulmuş olduğuna inanmak istedik ama gerçek acıydı, Anastasia o gün ailesiyle birlikte öldürülmüştü. 
Kalıcı Bağlantı
Yorum (8)
Yorum yaz!
KAYBOLAN UÇAK

21 Ekim 1978 tarihinde Frederich Valentich ismindeki genç bir adam Cessna 182L tipi uçağına bindi Avustralya’dan kalktı..hava güzeldi, bulutsuzdu, saat 6.19 du...
Frederich' in esrarengiz bir şekilde ortadan yok olmasından önce neler gördüğü Melborn Uçuş Hizmetleri Dairesi tarafından kaydedilmişti, aşağıda kule ile pilot arasındaki telsiz konuşmaları:
- Melborn burası Delta Sierra Julyet 5000 metrenin altında trafik var mı?
- Yok
- 5000 metrenin altında büyük bir uçak var gibi gözüküyor
- ne tür bir uçak?
- Tam olarak söyleyemiyorum dört büyük lambası var gibi...
- Uçak 1000 metre üzerimden geçti az önce
- Oldukça büyük bir uçak
- Bölgede hiç uçak yok
- Şimdi doğu’dan bana doğru yaklaşıyor
- mikrofon iki saniye açık kalıyor-
- Sanki bir tür oyun oynuyor anlayamadığım bir hızla iki üç kez üzerimden uçtu
- Tam olarak ne yüksekliktesin?
- Dörtbin..dört.. beş.. sıfır.. sıfır..
- Uçağı tarif edemiyor musun
- Bu uçak değil bu bir…
- Uçağı tarif edebilir misin?
- Uzun bir şekli var daha fazla söyleyemiyorum, çok hızlı gidiyor, şimdi tam önümde!..
- Ne büyüklükte?
- Sanki duruyor ve ben onun çevresinde yörüngede dönüyor gibiyim, sonra cisim tepemde dönüyor.. ayrıca yeşil bir ışığı var ve dışı metalik parlak..
- Ne tür bir uçak? Askeri uçak mı?
- Kayboldu
- Tekrar söyle
- Uçak hala orada mı?
- Güneybatıdan yaklaşıyor
- Motor çalışmıyor..(öksürüyor)
- Ne yapmayı düşünüyorsun?
- King adalarına gitmeyi düşünüyorum, bu tuhaf uçak yine tepemde.... bu, uçak değil...
Bunlar pilot ile kule arasındaki son konuşmalar…bundan sonra telsiz kaydı yok...konuşmalar kesiliyor....
O gün hava çok açık, güzelmiş, yapılan bütün araştırmalara rağmen bugüne kadar ne uçağın, ne de pilotun izine rastlanmadı! Uçak Bermuda Şeytan Üçgeni denen bölgede kaybolmuştu!.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
KAR ADAMI YETİ
Sevgili okurlar, Tenten Tibet'teyi okuyanlar efsanevi kar adamı Yeti'yi hatırlayacaklardır, bu güzel Tenten macerasında Yeti son derece duygusal, altın kalpli bir canlı olarak gösterilmişti.
1951 yılında Eric Shipton, Menlung buzullarında yaklaşık 35 cm. uzunlukta ve 15 cm. (ben matematikten anlamam orijinal yazıda 12 inç ve 6 inç yazıyor:))) genişliğinde bir ayak izinin fotoğrafını çekince Yeti efsanesi de başladı. Fotoğraf gerçekti, buna hiç kuşku yoktu. O zaman bu ayak izi kime, neye aitti?
Bunun Himalaya'lardaki kar adamı Yeti'den başkası olamayacağı söyleniyor. Shipton, ayak izlerini nasıl gördüğünü de anlatmış, izler karda balmumuyla yapılmış kadar belirginmiş.
Rus bilim adamı Vladimir Tscherneszky, bu fotoğrafı çoğaltmış, ve bunun olsa olsa bir pithekantrupos yani maymun adam olduğunu söylemiş. 1950'de yöreye büyük bir bilimsel keşif gezisi düzenlenmiş, ekibin zoologu Charles Stonor, 'Sherpa ve Kar Adamı' adlı bir kitap yazmış.
Sherpa'lar Himalaya'lardaki dağcılara rehberlik eden ve eşyalarını, malzemelerini taşıyan kişilere deniliyor. (Tenten'de de vardı, şu Tenten'ler insanın genel kültürü için bir hazine)
Sherpa'lar Yeti'nin büyük bir hayvan olduğunda ısrar ediyorlar, söylediklerine göre Yeti tarçın renginde, vücudu tüylerle kaplı, uluyor, miyavlıyor ve hırlıyor, bir şey olursa da dörtnala kaçıyor, koşup gidiyor. Yeti'nin ayak izi uzmanlara göre de 'pati, pençe' gibi.
Sakın bu bir tür büyük kedi olmasın?
Himalaya dağlarındaki birçok köylü, sherpa çeşitli zamanlarda Yeti'yi gördüklerini söylemiş, yeminler etmişler ama Yeti hala bir sır...
Altta Yeti'nin temsili bir resmi..

Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!