CESURLAR BİR KEZ, KORKAKLAR 1000 KEZ ÖLÜR.

JAMES BOND HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 5 ŞEY

25/10/2008 · Kategori: SiNEMA


foto: image.amazon.com

James Bond filmlerini sever misiniz? Valla ben severim, bir kere insan asla sıkılmaz, sürekli heyecan, gerilim, kalbiniz küt küt atar{#emotions_dlg.cheesy} Ben ençok kedili 007 filmlerini severdim, hani filmin kötü adamının kucağındaki beyaz, uzun tüylü, İran kedisi vardır. Bu arada dün askmen.com sitesinde James Bond hakkında bilmediğiniz 5 şey diye bir yazıya rastladım, işte aşağıdaGülümsüyor 

1) Sadece 7 tane 00 ajan varmış.
MI6 gizli servisinde sadece yedi tane 00  kod no’Lu İngiliz ajanı var. Fakat çeşitli filmlerde 002, 003, 004 ve 009’un öldüğüne tanık olduk. 008’in ise öldüğü sanılıyor. 001 ve 005’ten nedense hiç sözedilmezken. Bond’a bir şey olması halinde yerini alacak en usta ajanın 008 olduğu belirtiliyor.

2)     Bond, 38 yaşında 00 olmuş.

Bond, Geneva üniversitesini bitirmiş, Kraliyet Donanması’nda hizmet etmiş ve sonra özel kuvvetlere katılmış. 30 yaşında MI6’ya katılıp, 8 yıl sonra prestijli ve ‘ülkesi adına öldürme yetkisi’ veren 00 bir ajan olmuş. Bond, akıcı bir şekilde Fransızca, İtalyanca, Almanca, Rusça konuşuyor, orta derecede de Yunanca, İspanyolca, Japonca ve Çince biliyormuş.{#emotions_dlg.cheesy}

3)     Fleming, Bond için Amerikalı bir zoologdan esinlenmiş.

Ünlü bir kuş uzmanı olan James Bond özellikle Karayip, Batı Hint adaları kuşları hakkında kitap da yazmış. Ayrıca gerçek casuslar Sidney Reilly ve Sör William Stephenson ile caz bestecisi Hoagy Carmichael de ilham vermişler. Fleming’in kendisi de eski bir haber alma servisi görevlisiydi.

4)     Bond, yaz tatilinde yaratılmış

Fleming, Sunday Times ile anlaşma yaptığında, her yıl sonu 2 aylığına yaz tatili istemiş ve bu isteği kabul edilmiş. O da bu iki ayı Jamaika’daki malikanesinde yeni Bond romanları yazarak değerlendirmiş. Malikanesinin ismi ne dersiniz? Goldeneye!

5)     Bond, her 24.3 dakikada bir içki içiyor!Siritiyor

Film icabı dünyanın pek çok ülkesinde, lüks partilere katılan Bond, ikram edilirse içkiye hayır demiyor, favorisi votka martini olan Bond, Casino Royale’de tam 114 kez içki içiyor, bu da eşittir: 24.3 dakikada bir içki. 35 kadehi şampanya. Tüm romanlarda 317 kez içki içmiş. (Her yedi sayfada bir). Bond, sigarayı ise 2002 yılında bırakmış.

Kaynak:  askmen.com sitesi

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

UNUTULMAZ FİLM REPLİKLERİ

28/2/2008 · Kategori: SiNEMA

  • Adım Bond, James Bond. (My name is Bond, James Bond) 007 filmlerinde majestelerinin ajanının bu sözü bir efsane oldu.
  • ASTA LA VİSTA BEBEK - Terminatör filminden unutulmaz bir sözcük..
  • YİNE ÇAL SAM (Play It Again Sam, play As Time Goes By) Casablanca filminde Ingrid Bergman'ın piyanistten As Time Goes By' adlı şarkıyı çalmasını istemesi unutulmazlar arasında yer aldı
  • GÜÇ SENİNLE OLSUN (May the force be with you) Offf!Yıldız Savaşları serilerinde jedilerin birbirlerine söyledikleri bu replik de efsane oldu.

    ROSE BUD
    (Gül Tomurcuğu anlamına gelen bu sözcük, Yurttaş Kane filminin en can alıcı sözcüklerinden biriydi.)

    VESAİRE, VESAİRE, VESAİRE: Kral ve Ben filminde, Yul Brynerr'in pek sevdiği sözcük...

     

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

MUTLAKA İZLENMESİ GEREKLİ 5 FİLM

21/2/2008 · Kategori: SiNEMA

 

       :awrence of Arabia - Credit: Sony Pictures      Braveheart - Credit: Paramount      Spartacus - Credit: Universal Studios   Ben-Hur - Credit: Warner Home Video   The Ten Commandments - Credit: Paramount

foto: askmen.com

1. BENHUR(1959)
Charlton Heston, Jack Hawkins, Stephen Boyd
süresi: 3. 32 saat
Charlton Heston’un başrolünü oynadığı ve Roma imparatorluğu dönemini anlatan tarihsel destansı bir film..cinayet, ihanet, intikam, Romalı askerler…yok yok..filmdeki uzun soluklu ve sıksık kopyalanan araba yarışı sahnesi  unutulmazlar arasında…
Charlton Heston zengin Yahudi bir asilzadedir ama en yakın arkadaşı tarafından büyük bir ihanete uğrar ve köle haline getirilir. Ben Hur intikam alacağına yemin eder..Filmdeki araba yarışı sahnesi o kadar tehlikeliydi ki, yaralanan aktörlerin tedavisi için sette bir portatif hastane hazır bekliyordu.

 

2. CESUR YÜREK (1995)
Mel Gibson, Catherine McCormack, Sean Lawlor
süresi: 2. 57 saat
Mel Gibson ayyaş, faşist biri olabilir ama  destansı tarihi bir filmin nasıl çekileceğini iyi biliyor. İngilizlere karşı isyan eden ve İskoçya’nın bağımsızlığı için savaşmaya, hem de ailesinin öcünü almaya yemin eden William Wallace’ın öyküsünün anlatıldığı bu uzun, şiddet sahneleri ve bol aksiyonla dolu filmden ötürü Avustralyalılar Mel Gibson’la gurur duyuyorlar. Çekilmiş en şiddetli ve gerçekçi savaş sahneleri sayesinde, yaptığı tarihi yanlışlıkları affettiriyor. Bazı sahneler o kadar gerçekçi ki, izleyenler aktörlerin gerçekten öldüğünü  sanabilirler!

 

3. SPARTAKÜS (1960)
Kirk Douglas, Laurence Olivier, Jean Simmons
süresi: 3. 04 saat
Köleleriniz dövüp sonra da onları tarlada mısır toplatmak başka, acımasız gladyatörler yetiştirip onları kırbaçlamak başka! İkinci sadece belayı davet eder. İşte Stanley Kubrick tarafında yönetilen bu destansı tarihi filmde Spartaküs’ün başına gelen de bu oldu. Gladyatör Spartaküs diğer köleleri de ayaklandırarak, Roma’ya karşı geldi. Tüm köleler birleşip, ordu haline geldiler ve Roma’yı baştanbaşa geçip özgürlükleri için savaşmaya başladılar.

 

4. ON EMİR (1956)
Charlton Heston, Yul Brynerr, Anne Baxter…
süresi: 3. 40 saat
İnsanlar kendilerin ne yapmaları gerektiğini söylenmesinden hoşlanmazlar ancak bu kişi peygamber Musa olursa başka..bu filmin senaryosu Tanrı’nın sözlerine dayalı..Musa kendi gibi köleleri yanına alarak Mısır’lı firavunların mezaliminden kaçarken, Kızıldeniz’i ikiye ayırır ve Tanrı’yla konuşur…

 

5. ARABİSTANLI LAWRENCE(1962)
Peter O’Toole, Sir Alec Guiness, Anthony Quinn
süresi: 3. 47 saat
Dört saatlik bu ünlü filmde, İngiliz casusu Lawrence’un çöllerdeki hayatından bir kesit izliyorsunuz, emrindeki askerler emirleri yerine getirmiyor ve bir gerilla savaşına başlıyolar, kanlı sahneler, aşk sahneleri filan yok..bu yüzden diğer destansı tarihi filmlerden ayrılıyor..filmin genç sinematografı F. A. Young, ıssız çöl manzaralarından adeta bir film yıldızı yarattı.

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

ALFRED HITCHCOCK Filmleri

15/2/2008 · Kategori: SiNEMA

ALFRED HITCHCOCK
HAYATI ve FİLMLERİ

 

Sör ünvanlı Alfred Joseph Hitchcock, (13 Ağustos 1899-29 Nisan 1980), Londra doğumlu ve İngiliz asıllıdır. Sessiz sinema döneminden başlayarak sinema tekniği anlatımı açısından birçok yenilikler getiren 50’yi aşkın film çevirmiş ve özellikle gerilim türünde haklı bir ün kazanmıştır. Hitchcock’un filmlerinde korku, şüphe, fantezi olduğu kadar kara mizah da vardır. Özellikle masum insanlar kendilerini anlayamadıkları, kontrol edemedikleri, içinden çıkamadıkları karmaşa içinde bulurlar. Yarım bıraktığı projeleri de vardır.Yönetmenlik kariyerine 1922 yılında İngiltere’de başlayan Hitchcock, daha sonra Amerika’ya yerleşir ve Amerikan vatandaşı olur. Ailesiyle birlikte ‘Cornwall Çiftliği’ veya Heart of the Mountain (Dağın Kalbi) denilen bir malikaneye yerleşti. 1980 yılında da böbrek yetmezliğinden öldü.Filmlerinden sadece Rebecca En İyi Film Oscar’ı kazanmış ve bu kadar ünlü bir yönetmen olmasına karşın, hiçbir zaman en iyi yönetmen oscar’ı almamıştır. Hollywood’ün ünlülerinin aksine, 1926 yılında evlendiği eşi Alma Reville ile hayatının sonuna kadar evli kalmayı başarmıştır. Bu evlilikten Patricia isminde bir de kızı vardır.

14 yaşındayken babasını kaybeden Hitchcock, mühendislik okulunu bitirdikten sonra, bir kablo firmasında reklam tasarımcısı olarak çalışmaya başlamış. Bir yandan da fotoğrafçılığa merak sarmış ve film şirketlerinde çalışmaya başlamış. Sessiz filmlerin alt yazıları işini yapmış. 1925 yılında ‘The Pleasure Garden’ (Zevk Bahçesi) isimli ilk filmini yönetmiş. Ticari bakımından film başarısız olmuş. Buna rağmen gerilim dalında ikinci filmini yönetmiş. The Lodger: A Story of the London Fog (Pansiyoner: Londra Sisinin Hikayesi)isimli bu film büyük başarı kazanmış ve iyi eleştiriler almış. 1926 yılında yardımcı yönetmeni olan Alma ile evlenmiş, Alma hayatı boyunca onun en büyük yardımcısı olmuş ve birçok filminin senaryosunu yazmış. 1929’a geldiğinde 10. filmi olan The Blackmail(Şantaj) isimli filmine başlamış. 1933’de The Man Who Knew Too Much (Çok Bilen Adam), The 39 Steps (39 Basamak) gibi filmlerle ününü pekiştirmiş.  ‘Macguffin’ denilen ‘kilit’ kavramını da bu filmlerinde tanımış. Bu öyle bir şey ki, hikaye bu kavramın ortasında dönüyor sanıyorsunuz ama gerçek anlamıyla veya filmin sonuyla hiçbir ilgisi olmuyor. 39 Basamak filminde ‘Macguffin’ çalınmış bir rulo ozalit kağıdıdır. Hitchcock bunu yönetmen Francois Truffaut’a şöyle anlatmış: “İskoçya’ya giden trende oturmuş iki adam var, biri diğerine ‘pardon beyefendi, tepenizde duran acayip pakette ne var? Diye sorar. Öteki ‘ah o mu, bir Macguffin’ diye cevap verir. O zaman birinci adam ‘Macguffin de ne?’ deyince ‘İskoçya tepelerinde aslanları yakalamaya yarayan bir alet’ der. ‘Fakat İskoçya’da hiç aslan yok ki!” deyince de adam ‘o zaman bu macguffin değil’ der.

1938’de The Lady Vanishes (Kaybolan Kadın) ile yine büyük başarı kazanır. Aynı yıl ‘oyuncular sığırdır’ demiştir! Ama sonradan bunu züppe oyuncular için sarfettiğini belirtmiştir. 1930’lara gelindiğinde Hitchcock o kadar ünlü olur ki, David O’Selznick onu Hollywood’a gelmeye ikna eder.

Hollywood yılları:

Amerika’daki ilk filmi Rebecca olur. Rebeka, ünlü İngiliz romancı Daphne du Maurier’in aynı adlı kitabından uyarlanmıştır ve olaylar İngiltere’de geçmektedir. Bu filmde başrolleri sör Laurence Olivier ve Joan Fontaine paylaşırlar. Film büyük başarı kazanır ve En İyi Film Oscar’ını alır. Hollywood’da çevirdiği diğer önemli filmler arasında Foreign Correspondent, Mr. And Mrs. Smith, (bay ve bayan Smith);Suspicion(Şüphe); Saboteur(Sabotajcı); Notorious(Aşktan da Üstün), Jamaika Inn (Jamaika Hanı);The Rope(Ölüm Kararı); Dial M for Murder(Cinayet Var), Rear Window(Arka Pencere); To Catch A Thief(Kelepçeli Aşık), The Man Who Knew Too Much(Çok Bilen Adam); The Wrong Man, Vertigo(Yükseklik Korkusu); North by Northwest(ÜGizli Teşkilat ), Psycho(Sapık); The Birds(Kuşlar); Marnie(Hırsız Kız)‘yi sayabiliriz.

Yaşlandıktan ve sağlığı kötüleşmeye başladıktan sonra eskisi kadar film çevirmemiştir. Son yıllardaki filmleri Topaz, Frenzy ve son filmi de 1976 yılındaki Family Plot olmuştur. 1980 yılında kraliçe tarafından şövalyelik nişanıyla onurlandırılır ve ‘sör’ ünvanı alır. Dört yıl sonra da hayata veda eder. Cesedi yakılmış ve külleri  Pasifik okyanusu üzerine bırakılmıştır.

Alfred Hitchcock’un filmlerinin özellikleri:

  • Filmlerinde sürprizden ziyade şüpheyi öne çıkarır. Sürprizde izleyiciyi korkutucu şeylerle korkutur, şüpheyle ise filmin kahramanının bilmediği bir şeyi izleyiciye gösterir ve kahraman filmin sonuna doğru bu bilmediği şeyi öğrenene kadar gerilimi yüksek tutar. Hitchcock bu temayı şöyle özetlemiştir: “Kahvaltı yapan iki kişinin masasının altında bir bomba varsa ve bomba patlarsa sürpriz olur ama patlamazsa…..”
  • Seyirciyi röntgenci yapmak!: Suçlu ile masum arasındaki moral değer farkını gösterirken, kaçınılmaz biçimde bunu seyirciye gösterir. Örneğin ‘Arka Pencere’de böyle yapar. Lars Thorwald Jeffry ile yüzyüze geldiği sahnede Jeffry’e “Benden ne istiyorsun?” diye sorar. Aslında soruyu seyirciye de sormaktadır. Soruyu sormadan az önce yüzünü kameraya çevirir. Benzer şekilde Sapık’da da seyirci ‘röntgenci’ gibi anahtar deliğinden olan bitenleri izlemektedir.
  • MacGuffin: Bu terimin esas yaratıcısı senaryo yazarı Angus MacPail dir. Hitchcock’un birçok filminde macguffin kullanılır. Örneğin Yükseklik Korkusu’nda bu kilit nokta‘Carlotta Valdes, adındaki kadındır. Aslında kadının kendisi filmde hiç görülmez ve ölmesinin sebebi izleyici için önemsizdir ama onun hayaletinin filmin ana karakteri olan kadının peşini bırakmaması çok önem taşır. Sapık’ta içinde 40.000$ çalınmış para olan bir paket macguffin’dir.
  • Kendi imzası: Birçok filminde Hitchcock bir veya birkaç sahnede görünür. (Seyirci fark etmez bile) Örneğin bir otobüse binerken, bir binanın önünde duruken, mesela Strangers on a Train(Trendeki Yabancılar) filminin başında kocaman bir kontrbas kutusunu trene sokmaya çalışırken görülür. Bazen de sadece siluetini görürüz. Topaz filminde,  havaalanında bir hemşirenin ittiği tekerlekli iskemlede oturmuş haldedir, aniden mucizevi şekilde kalkar ve herkesi selamlar, Kuşlar'da pet shopun önünde kendi köpeklerini gezdirirken görünür, Kelepçeli Aşık'da otobüste Cary Grant'ın arkasında sessizce oturmaktadır vs. vs.
  • Kullandığı motifler:
  • Sarışın kadınlar: Hitchcock izleyicinin esmer kadınlardan daha çok şüphelendiğini söyleyerek, filmlerinde hep sarışın yıldızları tercih etmiştir. Yükseklik Korkusu'nda Kim  Novak, Kelepçeli Aşık, Cinayet Var ve Arka Pencere'de Grace Kelly, Çok Bilen Adam'da Doris Day, Kuşlar ve Marnie'de Tippi Hedren, Gizli Teşkilat'ta Eva Marie Saint, sapık'ta Janet Leigh gibi...Hitchcock, sarışınların ‘kahraman sembolü’ olduğunu ve siyah-beyaz filmlerde daha iyi resim verdiklerini söylemiştir. Ayrıca Mary Pickford’dan beri sarışınlarla çalışmayı bir gelenek haline getirdiğini de belirtmiştir. Bir taraftan da filmlerindeki sarışınlar önce çok cazibeli, sevimli gözükmelerine rağmen, sonradan tutku veya tehlikeyle karşı karşıya kalınca değişmekte, çok tutkulu hatta tehlikeli olmaktadırlar. Örneğin, Marnie(Hırsız Kız)filminde Marnie bir kleptomandır, Arka Pencere’de Grace Kelly, hayatını tehlikeye atarak bir apartman dairesine gizlice girer,  39. Basamak’da filmin güzel sarışınına kelepçe takılır, Kelepçeli Aşık’da Grace Kelly bir mücevher hırsızı sandığı Grant’a yardım etmeyi kabul eder. Sanatçı sarışınların mükemmel bir 'kurban' olduğunu da söylemiştir. Sanatçının sarışınlarla ilgili takıntısı konusunda ünlü yönetmen Truffaut'a ise şöyle demiş: "Filmlerimde niye sofistike sarışınları kullanıyorum biliyor musun? Bizler yatak odasında  fahişe, salonda gerçek bir hanımefendi olan kadınları ararız, Truffaut'a 'senin ilgini çeken dış görünüşlerindeki buz ile içlerindeki ateş arasındaki ikilem" der ve Hitchcock da 'kesinlikle, neden biliyor musun? Seks reklam edilmemeli. Sürpriz olmazsa sahnelerin anlamı kalmaz." diye yanıtlar.
    Hitchcock'un 'sarışın' kahramanları konusundaki bir eleştiri de kısaca şöyle: "Filmlerinde sarışın kadınları sürekli büyük tehlikelere maruz kalır, kapana kısılırlar, Tippi Hedren'e kuşlar saldırır, Janet Leigh bıçaklanarak delik deşik edilir, Rebeka'da Joan Fontaine neredeyse delirtilmeye çalışılır!Ne zalimlik! Ustanın kadınlardan nefret ettiğini düşünebilirsiniz! Ama onun ellerinde sarışın kadınlar büyüleyici ve klas sahibidirler, soğuk, güzel aynı zamanda zayıf, daima tehlike içinde, korunmaya muhtaç."
  • Sessiz sahneler: Sessiz sinemadan alışkın olduğundan bir sahneyi görüntüsel olarak vermeyi tercih eder. Örneğin, ‘Yükseklik Korkusu’nda James Stewart Kim Novak’ı sessizce takip eder, izler. Çok Bilen Adam’ın ‘Albert Hall’ sahnesi de benzer şekildedir.
  • Sıradan insanlar: Sıradan bir insanı komplonun ortasına atmak Hitchcock’un en belirgin öğesidir. Örneğin Çok Bilen Adam’da  Fas’a seyahat yapan sıradan bir adamın oğlu kaçırılır, Yanlış Adam’da Henry Fonda işlemediği bir suç yüzünden tutuklanır, Gizli Teşkilat' ta ve Yükseklik Korkusu’nda da sıradan insanların başına olmadık işler gelir. Mesela Gizli Teşkilat’da Gary Grant yanlışlıkla varolmayan CIA ajanı George Kaplan sanılır.Çok Bilen Adam’da da filmin kahramanı yanlışlıkla bir casus sanılır. Bazen de huzur içindeki, muhafazakar bir aileyi komplo içine iter. Örneğin Rebeka’da yeni evine yerleşen gelin, huzursuzluklar, ailenin geçmişindeki sırlar, uyum sağlayamama gibi korkularla karşı karşıya gelir.
  • Merdivenler: Merdiven görüntüleri, sahneleri Hitchcock filmlerinde önemli rol oynar. Pansiyoner’de şüpheli bir seri katilin izleri merdivenlerde aranır, Yükseklik Korkusu’nda kilisenin çan kulesine çıkan merdivenlerin önemli bir rolü olduğu gibi. Sapık’da da merdivenler pek çok kez kullanılır, Bates’in malikanesine, mahzene, cinayetin işlendiği yere giden merdivenler gibi. Arka Pencere’de fonksiyonu olmayan merdivenler ve bir sürü yangın merdiveni vardır. Şüphenin Gölgesi filminde, Joseph Cotten yeğenini öldürmeye teşebbüs ederken, bir merdivenin çökmesini planlar.
  • Anne: Hitchcock’un filmlerindeki anneler baskın, her işe burnunu sokan tiplerdir. Örnek: Sapık, Kuşlar, Gizli Teşkilat, Aşktan da Üstün, Ölüm Kararı.. Kuşlar’daki adam, kendisini anne baskısından kurtarmaya çalışmaktadır, Frenzy’deki adam annesini idolleştirirken, kadınları öldürmektedir, Sapık’da Bates’in annesiyle ilişkisi çok ünlüdür, Gizli Teşkilat’da Gary Grant’ın annesi oğlunu hayal görmekle suçlayıp, küçük düşürür.
  • Sevimli suçlu: Filmlerindeki kötü kişi kabasaba, çirkin değil, tersine sevimli, kibardır.
  • Brandi: Enaz beş filminde brandi sahnesi vardır. Yükseklik Korkusu’nda “sana biraz brandi vereceğim, ilaç niyetine iç’ der. İtiraf Ediyorum’da kahramana brandi vererek bayılmasını sağlar, Cinayet Var’da kahramanlar sürekli brandi içerler, Tipi Hedren’e kuşlar saldırınca da Mitch, kendine gelmesi için brandi ikram eder. Arka Pencere’de Grace Kelly yine ‘içini ısıtacak bir parça brandi’ der.
  • Cinsellik: Zamanında Hitchcock’un filmleri ters ilişkiler ve tabu olan davranışlara değindiğinden ötürü cinsellik yönü ağır filmler olarak tanımlandılar. Örneğin Gizli Teşkilat’da fiziksel olarak arzuları uyanmış bir çifti gösterirken,  tren tünele girer ve sahne aniden kesilir. Hitchcock, görsel olarak, grafik olarak insanları göstermeden de cinsellik taşıyan sahneleri çekebilecek birçok yol keşfetmişti. Örneğin oburcasına yemek yemek  gibi..örneğin Sapık’da Anthony Perkins, Janet Leigh yani kurbanıyla konuşurken, bir eliyle ölü bir hayvanı okşamakta, diğer eli pantolonunu ağına  gitmektedir. Cinsel davranışlar yoğun biçimde şiddet ile de ilişkili gösterilir.(Pansiyoner ve Sapık’ta olduğu gibi filmin tüm teması budur. Ayrıca ‘röntgencilik’ de çok kullandığı temalardan biridir. Yükseklik Korkusu, Sapık ve Arka Pencere. (Arka Pencere’de filmin ana kahramanı sürekli olarak karşı apartmanları dürbünle gözetlemektedir)
  • Cinayet: Kuşlar gibi birkaç filmi hariç, tüm filmlerinde cinayet filmin temelini oluşturur.
  • Hitchcock ve Freud: Birçok eleştirmene göre Hichcock, Freud'dan çok etkilenmiştir. Sapık ve Aşktan da Üstün (Notorious) filmlerinde  'Ödipus kompleksi' (babayı kıskanmak, anneye aşırı hayranlık aşk duymak) nin görüldüğünü söylemiştir. Filmdeki kahramanlar umutsuzca kendilerini anne baskısından kurtarmak veya babanın yerini almaya çalışmaktadırlar.

Sinematik Deneyim:

Hitchcock filmlerinde teknik olarak yenilikler yapmıştır. Lifeboat(Cankurtaran Sandalı)filminde tüm set, tüm sahne küçük bir cankurtaran sandalıdır. Yine de, filmin sıkıcı olmamasını sağlamıştır. Yine Arka Pencere tümüyle küçük bir apartman dairesi ve pencereden görünen karşı apartmanın görüntüleriyle geçer. Yine Kaybolan Kadın, çoğunlukla bir trende geçer.1958 yapımı Yükseklik Korkusu’nda diğer yapımcıların sonradan pek çok kez kullandığı bir kamera hilesi yapmıştır. Buna Hitchcock Zoom’u adı verilmiştir. Hitchcock, kamerayı kullanmakta ve montajda çok usta bir yönetmendir. Birçok eleştirmen ve Hitchcock uzmanına göre onun en başarılı filmi olarak Yükseklik Korkusu’nu seçmişlerdir. Bu filmde cinsellik ve ölüm arasındaki ilişki diğer filmlerine nazaran daha açıkseçik olarak kullanılmıştır. Hitchcock ise en sevdiği filmin ‘Shadow of Doubt’ (Şüphenin Gölgesi) olduğunu belirtmiştir. Yönetmenin söylediğine göre, senaryo yazarı ile tüm senaryoyu en ince ayrıntısına kadar planlar ve bittirdikten sonra geriye filmi çekmek kalırmış. Hitchcock’un bazı kişisel fobileri de var: Sanatçının en nefret ettiği şey yumurta akıymış, başta da belirttiğimiz üzere çocukluğundan kaynaklanan bir de polis korkusu varmış. Çocukken yaramazlık yaptığı için babası eline bir not tutuşturup, karakola göndermiş. Notta oğlunun kötü davranışlarından ötürü 5 -10 dakika hapse atmaları yazıyormuş! Filmlerinin çoğunda masum insanların başına gelen gizemli olaylarla korku içinde kalmalarının kaynağı bu olsa gerek.

Hitchcock zoom:

 

 Dolly Zoom, Jaws zoom, Vertigo zoom da denir. Bir filmdeki normal görüş algılamasını değiştiren, bozan güçlü bir görsel efekttir. Bunu ilk kez Hitchcock Vertigo (Yüksekli Korkusu) filminde kullanmıştır. Görüş/bakış açısını ayarlamak için kameraya zoom lensler yerleştirilir, kamera çekeceği nesneye yaklaşırken veya nesneden uzaklaşırken, nesne çerçeve içinde aynı büyüklükte kaldığı halde, arka plan büyümüş gibi gelir. Böylece perspektifte bir bozulma, çarpıklık olukşur,  nesneye bağlı olarak arka planın boyutu değişmiş gibi görünür. İnsanın göz sistemi, eşyaların boyutlarını hem ölçü, hem de perspektif olarak algılayıp, değerlendirdiğinden dolayı, eşyanın boyutu değişmese de, perspektivin değişmesi garip ama etkileyeci bir görsel sonuç verir. Arka plan veya da ön plan aniden büyür. İnsan kendisini sonsuz bir boşluğa düşmüş sanır.Hitchcock, Yükseklik Korkusu’nda bu tekniği kullanarak, filmin kahramanın daha önce inandığı her şeyi yeniden sorgulamasına, yeniden değerlendirmesine sebep olacak bir ‘gerçek dışı’ his, duygu yaratır. Öyle bir etki ki, insan adeta kendi geçmişinden, kendisinden uzaklaşmaktadır, Aynı tekniği Marnie(Hırsız Kız)’da da kullanmıştır.
Steven Spielberg bu tekniği Jaws’da, E.T’de, Indiana Jones 3’te kullanmıştır.

 

Hitchcock ve psikanaliz:
Hitchcock'un filmlerindeki insan davranışlarının kaynağı Avusturya'lı psikanalist ve psikanalizin yaratıcısı Freud'un görüşlerine dayanır. Freud, çocukluğumuzdaki travmatik olayların unutsak da bilinçaltımıza inip, çeşitli  nevrotik bozukluklara, takıntılara, hastalıklara yol açtığını ortaya çıkartmıştır. Örneğin, Spellbound (Öldüren Hatıralar) filminde ana karakterlerden biri Ingrid Bergman'ın canlandırdığı psikanalistdir, erkek kahraman Gregory Peck'in sürekli gördüğü rüyayı çözümlemeye ve geçmişinde onu rahatsız eden olayı ortaya çıkartmaya çalışır. Gregory Peck, rüyasında sürekli olarak karlar üzerinde yanyana yüzlerce siyah, tren rayı gördüğünü söylemektedir fakat filmin sonlarında ortaya şu çıkar: Adam çocukluğunda karda, kızakla kayarken, kazara oğlan kardeşinin kızaktan demir parmaklıkların üzerine düşerek ölmüştür ve onda büyük bir suçluluk duygusu yaratmıştır. Sonra da bu olay bilinçaltına inmiştir, rüyasındaki raylar aslında parmaklıkları sembolize etmektedir. Marnie (Hırsız Kız) de, filmin kahramanı kırmızı renkten çok ürkmektedir bunun çocukluğuna dayanan bir olay olduğu ortaya çıkar. Yine aynı filmde Marnie'nin nevrotik davranışlarının kaynağının çocukken bir fahişe olan annesiyle ilgili hatırladığı görüntüler olduğu ortaya çıkar. Yine mesela, Vertigo (Yükseklik Korkusu)'nun bir sahnesinde psikiyatr rolündeki Raymond Bailey, "hasta bir suçluluk kompleksinden ötürü akut melankoli içerisinde" der. Gerçekten de, baş kahraman polisken arkadaşının ölümünden dolayı suçluluk duymakta ve yüksek yerlerden korkmasının sebebi de budur.

Çifte görüntüler: Yine psikanalist biliminde, rüya analizlerinde, insanın ikizi, gölgesi, aynadaki yansıması gibi çeşitli şekillerle Almanca 'doppleganger' denen çifte görüntüler Hitchcock filmlerinde sıkça rastlanır. Yükseklik Korkusu'nun bir sahnesinde,  yeşil bir elbise giyen Judy, (ki, yeşil renk hayalet rengi olarak kabul edilir) Madeleine'nin hayaleti şekline dönüşür. Şüphenin Gölgesi, Frenzy, Trendeki Yabancılar, Sapık gibi filmlerinde de Hitchcock bu çifte görüntüleri kullanmıştır. Örneğin, Sapık'da Norman Bates'in çift kişiliği aynadaki yansır. Daha sonra Norman tıpatıp kendisine benzeyen Sam Loomis ile yüzyüze gelir. İki rol için seçilen oyuncuların benzerliğine eleştirmenler dikkat çekmiştir.

Sanatçının ünlü sözlerinden birkaçı:

 

  • Sarışınlar harika kurbanlar olur, kanlı ayak izlerinin olduğu ayak basılmamış karlara benzerler.
  • Benim için sinema hayatın bir kesidi değil, bir dilim kektir.
  • Seyirciye zevk vermelisiniz, bir kabustan uyandıklarında duydukları zevki.
  • Polislere karşı değilim, sadece onlardan korkuyorum.
  • Kötü karakter ne kadar başarılı olursa, film de o kadar başarılı olur.
  • Korkularımdan kurtulmamın tek yolu, onlar hakkında film yapmaktı. Çok korkuları olan biriyim, korku eşiğim çok düşük. Çevremdeki her şeyin kristal kadar berrak ve sakin olmasını isterim.
  • Bir aktör bana ‘karakter hakkında görüşmek isterse’ ona senaryoda yazdığını söylerim, “ama benim motivasyonumdan ne haber?” derse, “ücretin” derim.
  • Bir filmin süresi izleyicinin idrar torbasının dayanma süresi kadar olmalıdır!
  • Hitchcock, ünlü İngiliz yazar Daphne du Maurier'in romanlarını çok seviyor olmalı ki, iki romanını da film yapmıştır: Jamaika Hanı ve Rebecca.
  • Ünlü casus romanları yazarı Graham Greene'in Sabotajcı filmiyle ilgili eleştirisi de şöyle: "Hitchcock'un filmleri küçük 'eğlendirici' bir dizi melodramatik olaydan oluşur: Katilin düğmesi bakara masasının üzerine düşer, boğularak öldürülen org sanatçısının elleri tuşun üzerinde basılı kaldığından, boş kilisede hala org sesi yankılanmaktadır, kaçaklar tam çan kulesine saklandığında, çan çalmaya başlar, bunları sıksık ve fazla önemsemeden yapar, bırakır, bu tuzak sahneler bir şeye yol açmaz, bir anlam da ifade etmezler. Bazen de filmlerinin 'son'larını çok çarpıcı yerlerde çeker. Örneğin, Gizli Teşkilat'ın sonunu, ABD başkanlarının kayalara oyulmuş dev büstlerinin olduğu Rushmore dağında çekmesi gibi. Gary Grant, heyecanlı kaçıp kovalamaca sahnesinde George Washington'un burnuna asılı kalmıştır!

not: konuya ilgi duyanlar sitemizin yine sinema bölümünde Arka Pencere , Kaybolan Kadın, Yükseklik Korkusu ve Kuşlar filmlerini bulabilirler.

not: Rebeka ve Aşktan da Üstün filmleri Yeşilçam'a da uyarlanmıştır. Aşktan da Üstün'de Gary Grant'ın rolünü Kartal Tibet, Ingrid Bergman'ınkini ise Emel Sayın oynamıştır. Filmde bazı değişiklerin (Emel Sayın'ın şarkıcı olması gibi) yanısıra konu aslına sadık kalmıştır.

 


yararlanılan kaynaklar:
wikipedia;
faculty.cua.edu( Hitchcock Blondes) ve (Hitchcock&psychoanalysis)

 

www.bilgitreni.com

hitchcock quotes
bintmagazine.com (Hitchcock Blondes, Heroines of Horror) yazan: Fran Hortop;
pages.emerson.edu (viewing Hitchcock through Freud yazan: Matthew M. Wylie)
çeviren: müjde dural

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Hollywood

26/6/2007 · Kategori: SiNEMA

 

 

Deyince aklınıza ne geliyor? Sinema ve film yıldızları sanırım..benim gibi 50'sine merdiven dayamışlar Garbo'lar, John Wayne'ler...şimdiki nesil ise Yıldız Savaşları, Titanik...Leonardo di Caprio, Sharon Stone...Matrix, Hız Tuzağı, Lost...isimler değişse de sonuçta hep sinema ve oyuncular...evet sinemanın kalbi burada atıyor...

Bazen şöyle düşünüyorum, Hollywood olmasaydı, Amerika sinema endüstrisinde bu kadar ileri bir düzeyde olmasaydı, belki Amerika tüm dünyayı böyle yayılmacı siyasetiyle kasıp kavurmayacak, çıkarını gördüğü her yere bulaşmayacaktı...Amerika'yı bu hale biz mi getirdik? Hollywood filmlerindeki  yapay kahramanlar yüzünden mi Amerikalı siyasetçiler 'biz neymişiz hadi dünyayı ele geçirelim' dediler?

 

Tamam, katılırsınız, katılmazsınız ama film denince Hollywood'un üzerine başka ülkeyi tanımıyorum, dikkat edin bir şeyi ilk kim icat ederse, o konuda, o 'şey' de ençok o ilerler, diğerleri her zaman onun gerisinden gelirler....sinema Amerika'da doğdu ve başka hiçbir ülkenin sineması bence onlarla boy ölçüşemez...yani Sezar'ın hakkı Sezar'a...ama...

 

Ama bir de olayın şu boyutu var: Biz neden kendi kahramanlarımızı, kahramanlık öykülerimizi film yapamıyoruz? John Wayne'in Alamo diye bir filmi vardır...çöl ortasında minik bir kale Alamo kalesi..hani Tom Miks'teki Kulver kalesi gibi, minnacık bir yer...o kaleyi Meksikalılarla iç savaşta cesurca savunmuşlar, ölene dek...Alamo hakkında birçok film çevrilmiş..en ünlülerinden biri John Wayne'li olandı ve tv'de ben de izledim..İyi de bizim koskoca Çanakkale'miz, Kurtuluş Savaşı'mız, yüzlerce kiloluk mermileri kaldıran Seyit onbaşılarımız John Wayne'den daha az mı önemli?

 

Bazen dikkat ederim, harika filmlerin (Yıldız Savaşları, Indiana Jones, Schindler'in Listesi vs.) dışında, Hollywood birkaç kalıp kullanarak çok heyecanlı ama birbirinin aynı filmler çeker durur..mesela bakın aşağıdaki gibi sahneler aklıma geldi:

Teröristler bir trene veya vapura veya uçağa veya büyük bir iş yerine bomba, füze vs. koymuştur, heyecanlı olaylardan sonra filmin tam son sahnelerine gelinmiştir..kahramanımız bomba uzmanı değildir ama o anda tek başına kalmıştır...bombanın patlamasına dakikalar vardır..elindeki telsizle yardım ister, ama artık zamanı kalmamıştır...alnında boncuk boncuk terler..aksilik telsiz bozulur...ses gelmez...

 "Kahretsin, Hangi kabloyu kesecektim?

" Kırmızı kabloyu mu, mavi kabloyu mu? Jack?..."

" Beni duyuyor musun Jack..alo..alo? Lanet olsun!"

" Kırmızı mı, mavi miydi?"

"Lanet olsun!"

Der ve rastgele bir kabloyu keser...mucize! Bomba etkisiz hale gelmiştir...böyle belki 10 film izledim. teröristlerle mücadele eden kahraman erkeğin yanısıra mutlaka güzel ve cesur bir kadın da vardır...olmazsa olmaz 

 

Ya da teröristler uçağın pilotunu öldürdüklerinden, güzel ve cesur bir kadın ki, bu genellikle uçağın hostesi olur, son çare olarak uçağı talimatlarla yere indirmeye çalışır...aman ne heyecanlanırız, ne heyecanlanırız!

" Ne yapacağım?"

" Önündeki paneldeki kırmızı düğmeye bas"

"Nerede! Göremiyorum!

" Sağ tarafta yanıp sönen bir ışık olacak"

Ah, tamam gördüm!"

"Şimdi tekerlekleri açmalısın Jane"

"Aman Tanrı'm bunu nasıl yapacağım!"

" Yukarıda tam tependeki kolu çek bütün gücünle"

(bu düğmeleri filan şu anda uydurdum kusura bakmayın, tekerlekler de tepeden mi çekiliyordu emin değilim ama öyle çok bu tür sahne izledim ki, aklımda öyle kalmış)

Ve sonunda hostes uçağı sağsalim indirir...ama yalpalaya, yalpalaya...piste ambulanslar, yangın söndürme araçları da-di-da-di çalarak gelirler, hostes bir 'ohh' çeker...uçuş kulesindekiler "başardı! Yaşasın! " herkes sevinç çığlıkları atar, birbirine sarılır..kameramanlar olay yerine doluşmaktadırlar...tüm yolcular iner..en sonunda kahraman hostes kapıdan çıkar..off...ne sahne!... kabul edelim ki, güzel kotarıyorlar ve güzel güzel seyrediyoruz..

 

Yani bu tür kalıplarla işi kolayca götürüyorlar...onlar Alamo veya Titanik için birkaç on yılda bir birer yeni film çekerlerken, biz Japonya'da batan gemimiz Ertuğrul için daha bir tane bile film çekmedik, o kadar acıklı bir öyküsü var ki...Pearl Harbour'u itiraf ediyorum ağzım açık seyrettim, hem de iki, üç kez...ama Sarıkamış şehitlerimiz için filmimiz yok...Çanakkale'deki olaylardan rahat yüz ayrı çeşit film yapılır belki...ne dersiniz? Ya Kore'deki Türk şehitleri için filmimiz var mı?..

Japon denizlerinde batan Ertuğrul firkateyni...

(yukarıdaki yazıyı yazmam için bana ilham veren sevgili remlae'ye teşekkürü borç biliyorum, teşekkürler arkadaşım)

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Sinemanın unutulmaz sahneleri

5/4/2007 · Kategori: SiNEMA

 

Sinema gerçekten de büyülü bir dünya, öyle filmler var ki, unutamayız ve öyle sahneler vardır ki, dünyaca ünlü olmuştur..işte bunlardan birkaçı..

 

1) YAZ BEKARI...Bu romantik- komedide, Marilyn Monreo'nun eteklerinin uçuştuğu sahneyi unutmak mümkün mü? Aslında metronun rüzgarı yeterli gelmemiş ve ızgaranın altına vantilatör konmuş, Marilyn sıcak yaz gününde şöyle diyor, "Ne hoş, insanın dizleri serinliyor".. yanındaki adamcağıza bakar mısınız?..

 

 

 

2) GILDA ..Rita Hayworth, yani bir zamanların 'Kızıl Saçlı İlahe'si, siyah gece elbisesi, siyah uzun eldivenleriyle  Gilda rolünde "Put the Blame on Mame" şarkısı söylerken...birazdan Glenn Ford gelecek ve  'şşrrakkk'  diye tokatı patlatacak!

 

 

3) James Bond - O kadar başarılı bir jenerik ki, 'majestelerinin ajanı 007'nin tüm filmleri de bu sahneyle başlar...Bond tam namlunun ucundadır, aniden döner ve kameraya doğru ateş eder!Ve görüntü kırmızı renge dönüşür! Çünkü Bond, adamı vurmuştur..

 

4) The Sound of Music / Neşeli Günler'in açılış sahnesi..Maria, Alp dağlarının eteklerinde unutulmaz şarkısını söylüyor...en beğendiğim filmlerden biri...

 

 

5) İyi, Kötü ve Çirkin: Bir kovboy filmi klasiği, Sergio Leone, "üçlü düello" gibi o güne dek kimsenin düşünmediği bir yenilik getirmişti...Clint Eastwood'un pelerini, purosu da unutulmazlar arasına girdi..

 

 

6) Yıldız Savaşları..Darth Vader'in perdede gözüktüğü anlar! İnsanın tüyleri diken diken oluyor! Emin olun karşılaşmayı istemezdiniz!..

 

Unutulmaz sahneler devam edeceğiz...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

SİNEMANIN UNUTULMAZ 'SON' SAHNELERİ

1/4/2007 · Kategori: SiNEMA

SİNEMA TARİHİNİN

 UNUTULMAZ 'SON' SAHNELERİ

 

Sevgili ve değerli okurlar, öyle filmler vardır ki, özellikle son sahnelerini unutamayız, belleklerimizden gitmez, bolbol mendil ıslatırız...filmsite.org'dan benim seçtiklerim bunlar ama mutlaka herkesin unutamadığı 'son' sahneler başkadır...

 

 

1. BATI CEPHESİNDE BİR ŞEY YOK

Kelebek koleksiyoncusu genç Alman askeri Paul, siperde, güzel bir kelebeğe uzanmak isterken, keskin bir nişancı tarafından vurulur.

2. KÜÇÜK KADINLAR

Beth, in hastalanıp öldüğü sahne, mendil ıslattıran sahneler arasında yer almıştır, kızcağızın son sözleri: Şimdi galiba uyuyacağım, ah, Jo kuşlarıma bak! Tam zamanında geldiler

3. CLEOPATRA

Cleopatra (Elizabeth Taylor) intihar etmeye karar vermiştir, altın elbisesini giymiş halde, sadık hizmetçisinden içinde zehirli bir yılan olan incir dolu sepeti getirmesini ister, kız sepeti getirir, kadın elini sepete sokar ve yüzündeki ifadeden yılanın ısırdığını anlarız.

4. RÜZGARLI BAYIR

Heatcliff’in çocukluk aşkı Cathy ölmek üzeredir, ikisi pencerenin önünde durmuş, karlı tepeyi seyretmektedirler, Cathy Heatcliff’in kollarında son nefesini vermeden önce şöyle der: “ Heathcliff, şatomuzu görüyor musun? Sen gelinceye kadar orada bekleyeceğim”. Film biter ve karlı tepede ikisinin hayaletinin elele tepeye tırmandığını görürüz.

5. YURTTAŞ KANE

Kane’in yatağında ölmeden önce ‘rosebud’ diyerek, çocukken hep kaydığı kızağının ismini sayıklaması..

6. POSTACI KAPIYI 2 KERE ÇALAR

Cora ve Frank, arabada giderlerken, Cora dudağına ruj sürmektedir, Frank’a “eve gidince bir sürü öpücük vereceğimder ve sevgilisini öper, direksiyon başındaki bu öpüşme sevgililerin sonu olur, Frank kaza yapar, arabanın kapısı açılmış ve Cora’nın cansız kolu dışarı sarkmıştır, ruju yavaşça yere düşer. (eh, laf aramızda böyle bir kötü sonu haketmişlerdi ama, bir ara filmini anlatırım)

7. KWAI KÖPRÜSÜ

Albay Nicholson’un, istemeden düşmana yardım ettiğini fark ettiği ve şarapnel parçasıyla vurulup, dinamitin üzerine düştüğü sahne.

8. YÜKSEKLİK KORKUSU

Judy/Madeleine adlı kadının çan kulesinden düşerek öldüğü sahne, Scootie, kuleden aşağı bakar, dehşet içindedir, ağzı açık kalmıştır, sevdiği kadın aşağıda cansız yatmaktadır.

9. SPARTAKÜS

Antonious ve Spartaküs ölümüne düello yaparlar, Antonious’un ölmeden önceki son sözü “seni seviyorum Spartaküs, babamı sevdiğim kadar” olur. Ve Spartaküs de çarmıhta son nefesini vermeden önce karısı ile bebeğini görür. Karısı ona “oğlumuz hür bir insan olacak Spartaküs” diye ona söz verir.

10. DOKTOR JİVAGO

Dr. Jivago, caddede yıllardır izini kaybettiği sevgilisi Lara’yı görür, peşinden koşar, seslenir ama kadın duymaz, Jivago(Ömer Şerif) heyecandan kalp krizi geçirip, sokağa yığılır.

11. GELİBOLU

Avustralyalı bir koşucu olan genç, Mark’ın,  bir yandan “ayaklarım çelik yay” diyerek koşarken, vurulması. Sinemada izlemiştim, herkes alkışlarken, ben ağlamıştım…o anda milli duygularımdan çok, kalbime ve filmde anlatılan hikayeye odaklanmıştım çünkü, hala da Anzaklara karşı düşmanlık değil, acıma duyuyorum...

12. E.T.

Yabancı gezegenden gelen E.T’nin yavaş yavaş ölmeye başlaması, kalbinin ışığının sönmesi..aman ne ağlamıştım Allah’tan son anda ölmemiş, kurtulmuştu..

13. THELMA ve LOUISE

İki kadının elele tutuşup, arabayla kendilerini son sürat Büyük Kanyon’dan aşağı atmaları! Gözlerimin önünden gitmiyor, çok üzülmüştüm.

14. HAYAT GÜZELDİR

Guido’nun Nazi’lerden kaçmaya çalışırken, makineli tüfekle vurulduğu sahne, off…ne ağlamıştım yine.. 

15. TİTANİK

Fazla söze gerek yok..ağlamayan yoktur herhalde o son sahnelerde..buz gibi sudaki donarak ölen insanlar..hele de Leonardo'nun salda donmuş hali...

16. YEŞİL YOL

Sihirli güçlere sahip, dev cüsseli, altın kalpli ve suçsuz zencinin elektrikle idam edilmesi..

17. KILL BILL

Gelin’in son sahnede Bill’i öldürmesi, Bill’in ceketini ilikleyerek vakur bir tavırla yürümesi, 5 adım sonra yere düşmesi…unutamayacağım bir sahneydi..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

OSCAR ÖDÜLÜ İLE İLGİLİ HER ŞEY

26/2/2007 · Kategori: SiNEMA

Oscar Ödülü

 

Ödülü veren kuruluş: Academy of Motion Pictures and Sciences. Yani, güzel dilimize çevirirsek, (Sinema Filmleri ve Bilimleri Akademisi.)

  • Kaç dalda veriliyor? Oscar'lar 24 dalda veriliyor.
  • İlk kez: 16 Mayıs 1929 yılında verilmiş. Sadece 270 kişi katılmış, biletler 5 Dolarmış ve tören sadece 5 dakika sürmüş!
  • Oscar heykelciğini yapan: George Stanley. Kesin olmamakla birlikte, en yaygın söylentiye göre, Margaret Herrick isimli kütüphaneci ve yönetmen olan kadıncağız, heykeli görünce "Aaa, ne kadar da Oscar amcama benziyor!" demiş. Ve heykelin adı o günden sonra Oscar olmuş. Heykel bronz üzerine 24 ayar altın kaplama iken sonradan daha pürüzsüz olan kurşun/kalaya benzer başka bir alaşımdan yapılmaya başlanmış ve tüm Oscar heykelleri el yapımı. 2. Dünya Savaşı'na destek vermek amacıyla, altın kaplama yerine, alçıdan imal edilmiş.
  • Ödül alanların konuşması için verilen süre: 30 saniye!
  • Şimdiye kadar ençok Oscar alan kişi: Walt Disney*
  • Yere serilen ünlü kırmızı halı: 75.5 metre...
  • Fransızlar tam 32 kez En İyi Yabancı Film Oscar'ını almış.
  • Kaç kez ertelenmiş? Şimdiye kadar 3 kez erteleniş, biri sel felaketi, diğeri Martin Luther King suikasti ve üçüncüsü de Regan'a suikast teşebbüsü imiş.
  • Oscar'a aday gösterilen en genç oyuncu: Kramer Kramer'e Karşı filmindeki oyunuyla 8 yaşındaki Justin Henry olmuş.
  • Bernard Shaw hem Nobel, hem de Oscar'a sahip tek sanatçı. 1938'de En İyi Senaryo Uyarlaması Oscar'ını almış. (My Fair Lady ile)
  • Şimdiye kadar sadece 3 film, en baş 5 ödülü birden kazanmış: Bir Gecede Oldu, Kuzuların Sessizliği ve Guguk Kuşu (bu üç film, en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi oyuncu ve en iyi senaryo ödüllerini almışlar) 
  • Tören nerede yapılıyor? Kodak tiyatrosunda.
  • Ençok Oscar alan filmler? Ben-Hur ve Titanik her iki film de 11 Oscar kazanarak rekor kırdılar!
  • Aşağıda bugüne kadar En İyi Film Oscar'ı kazanan filmler:

1. Wings  - 1928

2. the Broadway Melody -1929

3. All Quiet on the Western Front  -1930

4. Cimarron - 1931

5. Grand Hotel (büyük otel) - 1932

6. Cavalcade - 1933

7. It Happened One Night  - 1934

8. Mutiny on the Board - 1935

9. The Great Ziegfield - 1936

10. The Life of Emile Zola- 1937

11. You Can't Take It With You - 1938

12. Gone With the Wind - 1939

13. Rebecca - 1940

14. How Green Was My Valley - 1941

15. Mrs. Miniver - 1942

16. Casablanca - 1943

17. Going My Way - 1944

18. Lost Weekend - 1945

19. The Best Years of our Lives - 1946

20. Gentleman's Agreement - 1947

21. Hamlet - 1948

22. All the King's Men - 1949

23. All About Eve - 1950

24. An American in Paris - 1951

25. The Greatest Show on Earth - 1952

26. From Here to Eternity - 1953

27. On the Waterfront - 1954

28. Marty - 1955

29. Around the World in 80 Days - 1956

30. The Bridge on the River Kwai - 1957

31. Gigi - 1958

32. Ben-Hur - 1959

33. The Apartment - 1960

34. West Side Story - 1961

35. Lawrence of Arabia- 1962

36. Tom Jones - 1963

37. My Fair Lady - 1964

38. The Sound of Music - 1965

39. A Man for All Seasons - 1966

40. In the Heat of the Night - 1967

41. Oliver - 1968

42. Midnight Cowboy - 1969

43. Patton - 1970

44. The French Connection- 1971

45. The Godfather - 1972

46. The Sting - 1973

47. The Godfather II - 1974

48. One Flew over the Cuckoo's Nest - 1975

49. Rocky - 1976

50. Annie Hall - 1977

51. The Deer Hunter -1978

52. Kramer vs. Kramer - 1979

53. Ordinary People - 1980

54. Chariots of Fire - 1981

55. Gandhi - 1982

56. Terms of Endearment - 1983

57. Amadeus - 1984

58. Out of Africa - 1985

59. Platoon - 1986

60. The Last Emperor - 1987

61. Rain Man - 1988

62. Driving Miss Daisy - 1989

63. Dances With Wolves - 1990

64. The Silence of the Lambs - 1991

65. Unforgiven - 1992

66. Schindler's List - 1993

67. Forrest Gump - 1994

68. Braveheart - 1995

69. The English Patient - 1996

70. Titanic - 1997

71. Shakespeare in Love - 1998

72. American Beauty - 1999

73. Gladiator - 2000

74. A Beautiful Mind - 2001

75. Chicago - 2002

76. The Lord of the Rings - 2003

77. Million Dollar Baby - 2004

78. Crash - 2005

79. The Departed - 2006

80. No Country for Old Man- 2007

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Sinemanın ünlü öpüşme sahneleri

21/2/2007 · Kategori: SiNEMA

SİNEMANIN EN ÜNLÜ

ÖPÜŞME SAHNELERİ

 

Evet, dünya sinemasının en ünlü öpüşme sahnelerini biliyor muydunuz? Sizler için aşağıda bu ünlü öpücükleri aktarıyoruz...

 

1) Rüzgar Gibi Geçti - Clark Gable ile Vivien Leigh, yani Rhett ve Scarlett'in öpüştükleri sahne..

 

2) Casablanca filminde, Ingrid Bergman ve Humprey Bogart...

 

                                                         

 

3) Öğleden Sonra Aşk filminde Cary Grant ve Audrey Hepburn...

 

                                                                   

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »