KWAI KÖPRÜSÜ
KWAI KÖPRÜSÜ
Sevgili okurlar, bu ünlü filmin konusunu okurken, bir yandan filmin kendisi kadar ünlü müziğini dinleyebilirsiniz, tıklayın
...
http://www.ulujain.org/media/colonelbogeymarch.mid
1957 yılı yapımı, 2. Dünya Savaşı sırasında gerçekten yaşanmış bir olaya dayalı, çok ünlü bir film, bu filmin enaz kendisi kadar meşhur bir de ‘ıslıkla söylenen müziği’ vardı. Ben hala hatırlıyorum, eminim seyredenler de hatırlayacaklardır…Film, Pierre Boulle’nin romanından uyarlanmış. (Bu arada bu yazarın Maymunlar Cehennemi’nin de yazarı olduğunu biliyor muydunuz?) Yönetmeni David Lean. Baş rol oyuncuları: Alec Guiness, William Holden, Sessue Hayakawa, Jack Havkins…film tam 7 Oscar kazanmış. Bunlara en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu dahil…
Japonya’da bir esir kampındayız..iki savaş tutsağı, beriberi hastalığından ölmüş arkadaşlarını kampın mezarlığına gömmekteler, tutsaklardan biri Amerikalı yakışıklı donanma komutanı Shears’tır (William Holden), ölen birinin cebinden aldığı çakmağı Japon nöbetçiye rüşvet olarak vermiş, böylece kendisini ‘hasta listesi’ne yazdırmıştır. Böylece ağır işlerden kurtulmuştur, çünkü amacı hayatta kalmak ve kamptan kaçmaktır. O sırada dövülmüş olmalarına rağmen gururla yürüyen bir grup İngiliz esir kampa gelir, başlarında Albay Nicholson(Alec Guiness) vardır. Askerler ıslıkla ‘Albay Bogey’in Marşı’nı söylemektedirler.

Albay Nicholson
Esir kampının komutanı ise görevine sımsıkı bağlı Albay Saito(Sessue Hayakawa)dır. Saito herkese, rütbe farkı olmaksızın Kwai nehri üzerine bir köprü inşa etmelerini söyler.
“ Hepiniz köprünün inşaatında çalışacaksınız, çalışmayanlar cezalandırılacak, kaçmayı düşünenlere de şunu söyleyeyim, burada dikenli tel, nöbetçi kulübesi filan yok, tropikal ormanla kaplı bir adadasınız, kaçmak imkansız”
Ertesi gün Saito, onlara köprünün 12 Mayıs’ta bitirilmesi gerektiğini de söyler, başlarında bir de Japon mühendis olacaktır..Fakat, İngiliz Albay, Cenevre Antlaşması hükümlerine göre adamlarının hiçbirinin bu işte çalışmayacağını söyler, Japon Albay kızar ve hepsini makineli tüfekle öldürmekle tehdit eder, fakat kampın doktoru silahsız esirleri öldürürse, bu işten yakasını sıyıramayacağını söyleyerek onu vazgeçirtir.
Saito, bu sefer İngiliz albay ve adamlarının ellerini bağlayarak yakıcı güneş altında bırakır, birkaç adam dayanamaz bayılırlar, sonunda Saito, adamları bir kulübede hapsetmeye karar verir. Saito, köprüyü söylediği zamanda teslim etmeye büyük önem vermektedir, sözünde duramazsa bu onun için büyük bir utanç olacaktır ve intihar etmek zorunda kalacaktır.. o sırada üç kişi kamptan kaçmaya çalışır, Japonlar ikisini öldürürler, Shears ise vurulur ve nehirden aşağı düşerek kurtulur, ormanda birkaç gün geçirdikten sonra, kendisine yardım eden köylülerini sayesinde bir gemiyle Sri Lanka’ya varmayı başarır, orada askeri hastanede tedavi edilir.
İngiliz özel timinden Binbaşı Warden, Shears’e küçük ama çok özel komandolardan oluşan bir birlikte Kwai Köprüsü’nü havaya uçurma emri aldığını anlatır. Shears, kampı iyi bildiğinden ondan gönüllü olmasını ister, Shears ise görevi reddederek, bir itirafta bulunur, aslında sıradan bir askerdir, gemileri batırıldığında, esir kampında daha iyi muamele görmek umuduyla, ölen albay Shears’ın künyesini kendi künyesiyle değiştirmiştir, O zaman Binbaşı, bunu zaten bildiklerini, ama İngilizlerin öğrenmesi halinde cezalandırılacağını söyleyerek, köprüyü havaya uçurmaya yardım etmesi halinde her şeyi unutacaklarını söyler.
O sırada esir kampında ilginç bir şey olur, Japonların bir askeri zafer günü olduğu için Saito köprü yapımında çalışmak istemedikleri için ceza olarak kulübeye kapattığı esirleri affeder, Albay Nicholson ise köprüyü yapmaya karar vermiştir, bu gurur duyacağı bir yapı olacaktır, yüzyıllarca yıkılmayacak, harika bir köprü yapacaktır. Dört elle işe koyulur, köprünün inşa edileceği yeri beğenmez ve 400 m. Aşağıya yaptırmaya karar verir, güçlü ağaçlar kullanacaktır ve köprünün 600 yıl yıkılmayacağını söyler, Nicholson kararlıdır, köprüyü tam zamanında bitirecektir. Ve, Albay sözünü tutar, 12 Mayıs’ta öğleden sonra köprüyü tamamlarlar. Gururla bir tabela asarlar: Bu köprü İngiliz Ordusunun askerleri tarafından tasarlanıp, yapılmıştır...

O sırada komandolar paraşütle adaya inerler, yerli halktan birkaç kadın onlara rehberlik etmektedir..kamptakiler köprünün bitişini kutlamaktadırlar, Saito çok memnundur, köprü çok güzel olmuştur, ertesi gün köprüden asker dolu bir Japon treni geçecektir, İngilizler köprüyü tam o anda havaya uçurmayı planlamaktadırlar.
Bir gün önceden gece karanlıkta köprünün altına dinamitleri yerleştirirler, ertesi gün şafak vakti İngiliz albay gururla köprünün üzerinde bir aşağı, bir yukarı dolaşmaktadır..birden köprünün altındaki kabloları fark eder ve hemen Japon albaya haber verir, “köprüye patlayıcı yerleştirmişler, bir bıçak verin hemen, keselim!” tam o sırada gizlendiği yerden çıkan komandolardan biri Japon albayı öldürür, Albay’a “İngiliz komandosuyuz köprüyü havaya uçuracağız efendim” der, Albay Nicholson “Havaya mı uçuracaksınız?” diyen Nicholson, kendi yaptığı, gurur duyduğu bu yapıyı uçurmak sözcüğünü duyunca o kadar afallamıştır ki, düşmana iyilik yapacağını unutup, onlara engel olmaya çalışır!
Aralarında bir mücadele başlar, Shears de Nicholson’u öldürmek amacıyla onların yanına doğru gelmektedir, tam o sırada Japonlar atışa başlar, Nicholson o zaman ne yaptığın fark eder: “Ben ne yaptım?” der..top ateşiyle bir şarapnel parçasıyla ölümcül şekilde yaralanmıştır, tam Japon treni köprüye geldiğinde, yarı baygın vaziyette, kendini fünyenin üzerine atar ve kendi yaptığı köprüyü havaya uçurur.
Soğukkanlılığını korumak zorunda olan Warden, iki arkadaşının(Joyce ve Shears) Japonların eline sağ geçmemesi için bıçaklayarak öldürmek zorunda kalır..Warden görevini başarmıştır, koşarak ormana giderken, olanları uzaktan izleyen biri, insan ve köprü enkazına bakarak sinema tarihinin unutulmaz son sözlerinden birini söyler: “delilik….delilik”... Birkaç saat önce gururla astıkları tabela, nehirde cesetlerin ve enkazın arasında yüzmektedir…..

çeşitli kaynaklardan çeviren: m.d
0 yorum yazılmıştır