Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
10/8/2009 ·
Terör örgütü PKK kabadayı kabadayı sesleniyor: Yola gelin!
Gelmezsek ne olur?
Teröre devam ederiz. Asker, sivil, kadın, erkek, yaşlı, çocuk öldürürüz!
AKP hükümeti "Siz bilirsiniz! Biz de sizi öldürürüz. Elimiz armut mu toplayacak!" diyemiyor! Yola gelmekten yana, "ver kurtul" kardeşim. Kürdistan mı istiyorlar? "Kur kurtul! diyorlar.
Radikal ve Taraf gibi, PKK yanlısı gazete ve bu gazetelerde yuvalanmış, kimi Ermeni asıllı "Memleketi bir çift kadın memesine satan", vatan haini, yazar müsvettelerinin oyununa gelen saftirikler de, "Analar ağlamasın! Verin kurtulun!" diyor.
Analar ağlamasın istiyorsa, PKK dağdan insin, silah bıraksın.
Ne şartı, şurtu?
Silah bırakmamın şartı, şurtu mu olurmuş?
Dağdaki bitliler devlet mi ki, ateşkes imzalayacağız?
Devletlerin teröristlerle pazarlığa oturduğu dünyanın neresinde görülmüş?
Başımıza çorap örülürken, herkes seyrediyor!
BU YAZIYA SONRADAN NOT:
Bu yazı yazıldıktan sonra, dağlardaki teröristler teslim olmaya gelecek dend.
Televizyonlarda gördük, gelenlerin teslim olmaya gelmiş gibi bir halleri var mıydı? Yoksa zafer kazanmış, karşısındaki devleti nihayet 'YOLA GETİRMİŞ', teslim almaya gelmiş bir halleri mi vardı? Bunların kulağına hangi gizli anlaşmalar fısıldanmış olmalı ki, böyle sevinçten zil takıp oynar halle geldiler? Geri zekalılar kan duracak diye sevinsin, AMERİKA Irak'a da böyle 'sevinin, barış geliyor, demokrasi geliyor' diye gelmişti. Aynı tezgah, aynı oyun bizim üzerimize oynanıyor. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi isteyen her vatanını seven, açık istihbarat sitesine baksın.
Yorum (23)
Yorum yaz!
18/7/2009 ·
Seri katillerden bazılarının çok akıllı olduğu görülmemiş şey değildir. Yapılan araştırmalara göre seri katillerin zeka düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür.
Hatta çok kültürlü, çok kitap okumuş seri katiller de vardır. (belki de hapiste zaman geçirmenin tek yolu kitap okumak olduğu içindir. )
Bir seri katilin çok kitap okuması onun artık uslandığını göstermez.
Seri katiller psikopattır, psikopatlar yaptıkları şeylerden pişmanlık duymazlar. İsteyen "Psikopat, sosyopat" nedir, buyursun araştırsın.
Birkaç gün önce Hürriyet gazetesinde, Ertuğrul Özkök beyefendi, cezaevinde 1000 kadar kitap okudu diye, terörist başına methiyeler düzmüş.
"Ah canımmm, vah vah, biz de buna bebek katili diyorduk, halbuki ne kültürlü adammış!"
Heee!....hapiste kitap okudu diye melek oldu zaar !
Pişmanlık yasasından çıkan pkk'lılar kaç kişiyi öldürdüler?
Senin Apo, bir melekti yavrum!...
Bugünlerde herkes hainlikte birbiriyle yarışıyor!
Bakalım sonu nereye varacak?
Yorum (15)
Yorum yaz!
15/7/2009 ·
Hani Türk olmaktan memnun olmayan,
kendi kimlikleri konusunda aman da aman, güya pek hassas olanlar var ya,
siz bunların kimlikleri konusunda gerçekten hassas olduklarını mı sanıyorsunuz?
Amerikalılar bunları çağırsa, ' gelin, size iş, ev vereceğiz ' dese,
1 haftaya kalmaz, bakın hepsi nasıl " Amerikalıyız " derler.
İnanmıyor musunuz? Gönderin de görün...
Yorum (2)
Yorum yaz!
13/7/2009 ·
Yıl: 2009 Türkiye'nin geldiği nokta:
Başı örtülüler namuslu, iffetli
Başı örtüsüzler namussuz, iffetsiz
Kimse "öyle düşünen çok azınlık bir kesim" demesin. Büyük bir çoğunluk böyle düşünüyor.
Çünkü Türkiye artık cemaatler, tarikatlar, şeyhler ülkesi oldu!
Türkiye, BARBIE bebeklerin tahrik edici olduğunu, o yüzden yasaklanmasını söyleyen cübbeli hocalarla doldu. Ülkemizin gurur kaynağı, ünlü piyanist İdil Biret'in tırnağı olamayacak VANDALLAR, YOBAZLAR neredeyse konseri basacak, sanatçıyı linç edeceklerdi! Ellerinden gelse yaparlardı.
Başları açık olanları "namussuz, iffetsiz" diye yaftalayanlar 'mazlum' rolü oynuyorlar.
"Ayrımcılık yapılıyor" diyenler en büyük ayrımcılığı yapıyorlar. Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor!
Çok karanlık bir yola doğru gidiyoruz....
Yorum (6)
Yorum yaz!
EVET GÜNLERDİR DUYUYORUZ...
TÜRKİYE'nin SORUNU TERÖR DEĞİLMİŞ!
TIPKI BEBEK KATİLİNİN DEDİĞİ GİBİ
TIPKI DEP' lilerin, Zana'ların dediği gibi BİR KÜRT SORUNU VARMIŞ!
MEMLEKETİN CUMHURBAŞKANI BİLE ÖYLE DİYOR!
ATV' haberlerde Ali Kırca da 'kürt sorunu' dedi. Cumhurbaşkanı " terör sorunu" demez, "Kürt sorunu" derse Ali Kırca ve diğer haber spikerleri haydi haydi der"!...
BU GÖZ GÖRE GÖRE TERÖR ÖRGÜTÜNE TESLİM OLMAKTIR...
ZATEN DAĞDAKİLERE AF DA ÇIKACAKMIŞ...
EH, AMERİKA'nın, AB'nin İSTEDİĞİ, DAYATTIĞI DA BUYDU ZATEN...
ONLARIN HER İSTEĞİNE EVET DEMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK GALİBA!
HAYIR DİYECEK BABAYİĞİT VAR MI?
AMİN MAALOUF'un "ÇİVİSİ ÇIKMIŞ DÜNYA" kitabının 39. sayfasında aynen şöyle yazıyor:
" Ne zaman bir iktidar etkisini yumuşatsa, rakiplerinin kendiliklerinden buna verdikleri tepki minnet duymaktansa ona göz açtırmayıp saldırmak yönünde olur. Batılılar Brejnev'in Sovyetler Birliği'ne, Gorçabov'unkinden daha çok saygı göstermiş; Gorbaçov'unkini ise aşağılamış, yağmalamış, dağıtmışlar ve bunun sonucunda Rus halkında büyük bir kızgınlığa yol açmışlardı. "
Amin Maalouf'un kitabının 80 -81. sayfasında Doğu'da pek az insanın başarabildiği bir başarıyı gerçekleştiren büyük bir devrimciden, Mustafa Kemal Atatürk'ten de övgüyle bahsediyor. Aşağıda aynen aktarıyorum:
" Özel, hem de çok özel, hatta belki de İslam aleminde bir eşine daha rastlanmamış bir örnekten, halkını yıkımdan kurtarmayı başarmış, bu yüzden de savaşçı meşruiyetini hak etmiş bir önderden söz etmek istiyorum. 1. Dünya Savaşı'nın ertesinde bugünkü Türkiye toprakları çeşitli itilaf orduları arasında paylaşılırken ve Versay ya da Sevr'de toplanan Batılı güçler duygusuz biçimde insanlara ve topraklara sahip olurken, Osmanlı ordusunun bu subayı galiplere HAYIR deme cesaretini göstermiştir. Birçokları karşılaştıkları haksızlıklardan yakınırken, Mustafa Kemal Paşa silaha sarılmış, ülkesini işgal eden yabancı birlikleri kovmuş ve diğer güçleri tasarılarını gözden geçirmek zorunda bırakmıştır. Kısa bir süre içinde "ulusun kurucusu" konumuna gelen eski subayın Türkiye'yi ve Türkleri istediği gibi yeniden biçimlendirmek için uzun süreli bir gücü vardır artık. Azimle işe koyulur. Osmanlı hanedanına son verir, halifeliği kaldırır, din ile devlet işleri birbirinden ayırır, sıkı bir laik sistem kurar, halkından Avrupalılaşmasını ister, Arap alfabesinin yerine Latin alfabesini koyar, erkeklerin sakal traşı olmasını, kadınlarınsa peçelerini çıkarmasını zorunlu kılar, kendi başındaki geleneksel başlık yerine Batı tarzı şık bir şapka kullanmaya başlar.
Halkı da onu izlemiştir. Çok da şikayet etmeden gelenekleri ve inanışları altüst etmesine izin vermiştir. Neden? Çünkü HALKINI TEKRAR GURURLANDIRMIŞTIR. HALKA HAYSİYETİNİ GERİ VEREN KİŞİ ONA PEK ÇOK ŞEYİ KABUL ETTİREBİLİR. "
Ucuz Hollywood filmlerinde bile bir uçak kaçıran teröristlerle hükümet pazarlığa oturmaz. Ama şu anda ERDAL SARIZEYBEK' in " İHANETİ GÖRDÜM" kitabında yazdığı gibi, PKK, bazı malum belediye başkanları, DEP'liler Türkiye cumhuriyetine kafa tutmaktadır ve teröristlerle pazarlığa oturmaya başlamaktan söz edilmektedir.
İlk teslim bayrağı çekildi bile: Terör sorunu yok, Kürt sorunu var demekle, teröristlerle, DEP'lilerle aynı hizaya girildi. O kitabı okumadıysanız lütfen bir an önce alıp, okuyun. PKK'nın neden bitmediğini hatta güçlendiğini anlayacaksınız. Erdal Sarızeybek'in kitabında yıllar önce yazdıkları bir bir gerçekleşmeye başlayacak korkarım! Yazdıklarının çoğu gerçekleşmeye başladı zaten.
Sorun Kürt sorunuysa, terör sorunu değildir!
Terör sorunu yoksa, terörist de yoktur!
Onun yerine gerilla hatta Avrupa Birliği'nin çok hoşuna gidecek bir tanımla "özgürlük savaşçısı" vardır !
İmralı'daki de terörist değildir, çıksın, TBMM'de siyaset yapsın!
Bakın yarın, öbür gün bütün bunlar olacak...
Yavaş yavaş hazırlıyorlar..
Kusura bakmayın özür dilemeyeceğim " yavaş yavaş ağzımıza s.............lar "
İşte o yüzden Atatürk unutturlamaya çalışılıyor, bir takım sözde aydınlar Atatürk'ü küçümsemeye, küçük göstermeye çalışıyorlar, alkolik, ayyaş, korkak biri olarak gösteren filmler yapılıyor, Atatürk'ün modası geçti demeye getiriyorlar. Atatürk'ü unutalım ki, tüm bu hainliklere karşı çıkacak manevi gücümüz kalmasın! Unutalım ki, kendi elimizle ülkemizi vaktiyle onun yendiği dış güçlere teslim edelim. Atatürk'ü unutalım ki, kaybettiğimiz haysiyetimizi, onurumuzu tekrar geri kazanma isteğimiz sıfırlansın. Kömür, erzak aldığımız müddetçe yeter, haysiyet, onur, milli bağımsızlığımız olmasa da olur!!!
Maalesef şu anda karşılarında Atatürk gibi güçlü, subaylarının başına çuval geçirilen Türk halkına kaybettiği onurunu, haysiyetini tekrar geri kazandıracak bir lider yok.
Ama Türk gençliği var. Ve eminim bu haysiyetsizliklerin, teröristlere boğun eğmelerin de sonu bir gün mutlaka gelecek, onlarca şehidin, öğretmenin, bebeğin kanı yerde kalmayacak.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (10)
Yorum yaz!
Satılık emlak, kiralık emlak, vefat ilanı, teşekkür ilanı, iş ilanlarından arta kalan sayfalarda da Paris Hilton'un verdiği frikikler, bol bol çıplak meme, popo görüntüleri sayesinde Playboy'a dönmüş Hürriyet gazetesini evime sokmam. Çünkü okunmaya değer yazıların oranı, okunmaya değmez yazıların yanında solda sıfır kalıyor.
Ama yine de köşe yazılarına, okur yorumlarına göz atmak için BAZEN internet sitesini tıklıyorum.
Geçenlerde gazetenin Ertuğrul Özkök adlı yazarının bir yazısını okuyunca gülmekten öldüm. 
Ertuğrul bey, gazetecilikte devrim yaptığını iddia ediyor.
Nasıl mı devrim yapmış?
Ayşe Arman gazeteciliği ile 
Yani "Alya kustu, Alya Ağladı, Alya sıçtı" yazıları...
İyi de bu tür yazılar devrim olmadığı gibi, yeni bir şey değil ki ,
Blog dünyası bunu yıllardır yapıyor, blogların amacı da bu.
Gülmemim tek sebebi bu değil.
Efendim Ayşe Arman bir cinayetle ilgili yazı yazmış.
Eeee, yazmasın mı?
Belediye de her akşam çöplerimizi topluyor.
Teşekkür mü edeyim?
Ya da sağlık ocağındaki doktor karneme "aspirin" yazdı diye önünde 3 kez secdeye mi varayım?
Galiba Ertuğrul Özkök, bir gazetecinin normal yapması gereken görevlerini yapmasını olağanüstü bir şey sanıyor. E, bu doğal çünkü 'Ayşe Arman gazeteciliği' diye nitelendirdiği "Alya kustu, Alya ağladı, Alya sıçtı" yazılarına o kadar alışmış ki, Ayşe Arman hanım, toplumu ilgilendiren bir haber yapınca şaşırmış!
Gazete ile blog arasında FARK olması gerektiğini söylemekten dilimde tüy bitti. Gazetede Ayşe'nin, Fatma'nın günlük hayatlarını okumaya meraklı değilim, beni hiç ilgilendirmiyor,
Serdar Turgut diye bir yazar da - söylemeye dilim varmıyor "sevgili pipisi" konusunda yazılar yazıyormuş! 
Serdar Turgut'un pipisinden okurlara ne? Okurlar sünnetçi mi? Ne ayıp! 
Çok komik bir şey daha yazmış Ertuğrul bey
Meğerse amacı Hürriyet'i sitcom gazete yapmakmış!
Tebrikler, yapmış! Hürriyet gazete değil, tam bir sitcom!
Avrupa Yakası ! Yakında Dilber hala gazeteciliği de bekliyoruz.
" terlledim haaaa" yazıları yazsın
Günlük hayatlarınızı yazmak istiyorsanız, bir gazetede köşe yazarı olmanıza ne gerek var?
Ama tabii o zaman adama maaş vermezler!
Hem gazeteyi blog olarak kullanacaksınız,
Hem de üstüne maaş alacaksınız, yeme de yanında yat!
Sitcom gazetenin yazarlarından Ayşe Arman hanım çıplak pozlar vermiş, şaşırmadım diyorum ya gazete değil sanki Howard Hughes'un seks imparatorluğu! Haftanın bir günü herkes anadan doğma çalışsa, ya da kadın çalışanlar kafalarında tavşan kulağı, üzerlerinde bikiniyle çalışmaya başlasalar da şaşırmam.
Bu yazıyı yazmamın sebebi: Hürriyet yazarlarını çok kıskanıyorum
Beni niye bu sitcom gazeteye yazar yapmıyorlar diye kıskançlıktan çatlıyorum
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
ANİME SEVERLER, EKRAN BAŞINA....
Sevgili yeğenimin arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiği bu siteyi kaçırmayın !
Kızlar, bir müzik grubu kurmak isteyen liseli kızların sevimli maceralarını çok sevecekler
Hele alt yazılarını bizzat çevirdiğim "Eden of the East " var ki, çok esrarengiz, sürükleyici, müthiş ilginç bir senaryo, 9 bölüm, 4 bölümü bitti bile, sonunda ne olacak merakla bekliyorum.
Tıklayın: http://museifu.org/


http://museifu.org/
Kalıcı Bağlantı
Yorum (8)
Yorum yaz!
Bir arkadaşıma yorum yazarken söylediğim şeydi bu cümle...
Evet, kediler, köpekler uzaydan veya başka gezegenden gelmediler. İnsanlar sokaklarda başıboş dolaşan, sahipsiz hayvanlara kızıyor, "bu hayvanların burada işi ne?" diyor.
Yok yaaa! Dağdaki gelmiş, bağdakini kovuyor haberi yok!
Burası yüzlerce yıl önce şehir miydi? Anadolu bir ormandı, Afrika ormanları gibi bir orman hem de! Filler, parslar, aslanlar. leoparlar....
Timurlenk fillerini o ormanda gizledi.
Nerede şimdi o filler? Nerede Anadolu parsı?
Ya insanlar siz hangi gezegenden geldiniz de, hayvanların tüm yaşam alanlarını virüs gibi işgal ettiniz, yok ettiniz, onların yaşama alanlarına tecavüz edip, ortadan kaldırdınız. Çoğunun neslini tükettiniz. Ormanların yerine apartmanlar dikip, çimenlerin yerine asfalt yaptınız, büyüğünden, mikroorganizmasına kadar binlerce canlıyı yerinden, yurdundan ettiniz.
Bir kuşlar, kediler, köpekler kaldı...şimdi utanmadan soruyorsunuz, bunların şehirde işi ne diye.
Siz gecekondularda oturanlar, sizleri küçümsemiyorum ama güya köpekleri seviyordunuz, önüne bir kap pis su, bayat ekmek koyarak köpek baktığınızı sandınız, sonra TOKİ konutları yapılıp da, gecekondunuz yıkılınca, o köpekleri orada kaderlerine terkettiniz. Bilinçsiz baktığınız için kısırlaştırmaya da yanaşmadınız. (Oysa üç bilemedin dört paket sigara parasıyla onu kısırlaştırabilirdiniz. ) Şimdi her yıl iki kez, on kadar yavru doğuracak ve zehirlenene ya da araba ezene kadar sokaklarda, çöp karıştırarak yaşayacak, buna yaşamak denirse..siz de apartmanda oturup "bu köpeklerin burada işi ne?" diyeceksiniz...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (16)
Yorum yaz!
Sevgili arkadaşlar bu aralar toplumdaki kokuşmuşluk dışındaki konularda yazmak içimden gelmiyor...
Aşağıya yazacağım konunun da kokuşmuşlukla ilgisi var ve sevgili arkadaşım http://newbahar.blogcu.com ilham verdi bu konu için. Naçizane yazısını okumanızı tavsiye ederim, harika yazmış, eline sağlık.
‘Recep İvedik’ denen suratına kıllar yapıştırılmış, iğrençlikler yapan yapan yaratığa gülmemiz bekleniyor!
Ama ben onu anlatmayacağım zaten sevgili arkadaşım o konuyu yeterince ve hakkıyla anlatmış.
Arkadaşımın yazısı bana ilham verdi ne hakkında mı? ‘Türk filmleri' hakkında.
Şimdi benim henüz 22 yaşındaki sevgili yeğenim Avrupa sinemasını sever, bense ona bu konuda asla katılmam. Tek,tük istisnalar haricinde sinema denince Hollywood’un üzerine kimseyi –buna ülkemiz dahil- tanımadığımı savunurum.
Bu bir aşağılık kompleksi değil, İngiliz, Fransız ve başka ülkelerin filmlerinde de iş yoktur, yetenekleri yok, bizim de yeteneğimiz yok, bunu kabul etmek en iyisi.
“Önyargılısın” diyebilirsiniz ama Türk filmlerine gitmem. Zamanıma ve parama yazık.
Ya sevgili arkadaşlar, ismi “Piyano Piyano Bacaksız” olan bir filme üstüne para verseler gitmem!
İsmin ne önemi var demeyin, çok önemi var, bir filme doğru dürüst bir isim koymasını bile beceremeyecek kadar yeteneksiz, böyle garip, tuhaf, anlaşılmaz bir ismi yaptığı filme isim olarak yakıştıran birinin filminden haz almayacağımı, seyretmeye değmeyeceğini bilirim.
Şöyle bir düşünüyorum 'Piyano piyano bacaksız' ne anlama gelir diye...
Piyano denince gözümün önüne bildiğimiz piyano geliyor,
Bacaksiz içinse, kısa boylu bir çocuk.. ya da bacakları olmayan bir adam da gelebilir...
Yoksa ayakları olmayanbir piyano mu var? Yani bacaksız bir piyano mu? Ya da piyano İtalyanca 'yavaş' anlamına da geldiğinden "piyanoyu yavaş yavaş çal bacaksız çocuk" mu demek?
Niye Türkçe değil? Hoş ismi "Yavaş yavaş bacaksız" olsa da o filme gitmem!
İlginç bir isim olsun diye düşünülmüş gerçekten çok ilginç olmuş o kadar ilginç ki, ismi bile gitmemem için yeterli sebep teşkil ediyor
Kız kardeşim benim kadar ön yargılı değil, o yüzden de bir ara “Uzak”a gitmişti, kızı afakanlar basmış. “abla, yarım saat öyle hiç konuşmadan, duran insan suratlarını izledik” dedi. Valla iyi sabretmiş ben sinemadan çıkardım, hiç öyle sıkıntıya gelemem.
Yine vaktiyle televizyona Şahmeran gelmişti, içimden "salak bir filmdir mutlaka" dedim ama televizyonda başka izleyecek bir şey yok diye izledim. Zülfü Livaneli’nin filmiydi, baş rolde de Türkan Şoray oynuyor, iki ünlü isim. Ama iki ünlü ismin olması o filmin hayatımda izlemek talihsizliğine uğradım en berbat, en sıkıcı film olmasını engellememişti. İçime afakanlar bastı.
Oscar’a aday gösterilecek denilen “Güle Güle” yi de televizyonda izledim, yani bu kadar basit, bu kadar sıradan bir filmi insan aday göstermeye utanır. Kusura bakmasınlar ama Hollywood’un ta 1940’lı yıllardaki romantik komedileri bile Güle Güle’yi 40’a katlar.
Ya yeteneğiniz yok işte, kendinizi boşuna zorlamayın, film çekmek zorunda mısınız?
"Türk filmleri son yıllarda büyük gişe hasılatı yapıyor" diyenler olacaktır. Eee, Recep İvedik'e gülecek kadar ayılar çok demek ki. Adam filmde kendi klonunu(!) görüyor, hoşuna gidiyor!
Ya da 'yemekteyiz' yarşımasında gördüğüm üzere 'borç' çorbasının ne olduğunu bilmeyen ve 'acaba borç almış da, geri vermemiş de, falan da, filan da" diye düşünüp taşınan; Brezilya'yı Afrika kıtasında zanneden çok kültürlü(!) insanlarımız tabii bayılacaklar Türk filmlerine...böyle başa, böyle tarak...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (13)
Yorum yaz!
Hürriyet gazetesinin yazarları " bizi susturmak istiyorlar" diye ağlamaya başlamışlar.
Kendi gruplarına ait olan tv'deki muhabbet tellallığı programlarına "bu kokuşmuşluktur" deyince umurlarında olmuyor, gözlerini, kulaklarını kapatıyor, duymazdan geliyorlardı.
Kanaltürk susturulduğu, yöneticileri hapse atıldığı zaman da üç-beş satırla geçiştirdiler. kendi meslekdaşları Emin Çölaşan susturulduğunda patronlarından yana tavır aldılar, bu yıl Ankara'da geceleyin Cumhuriyet bayramı kutlamaları yasaklandığında da Hürriyet'te tek satır yoktu!
Ama sıra kendilerine gelince ağlıyorlar: Bizi susturuyorlaaar!
Kokuşmuşluğun bir özelliği de sadece ucu kendine dokunan kokuşmuşluğa tepki göstermek, sadece işine gelen kokuşmuşluğa ses çıkartmaktır. Bir kokuşmuşluk Hürriyet gazetesinin köşe yazarlarını rahatsız etmiyorsa, kokuşmuşluk değildir. 
Ha, bir tanesi de "Hürriyet susturulursa Türkiye susar" gibisinden bir laf etmiş, yok yaaa, biz de inandık! Hem korkmayın Hürriyet gazetesine bir şey olmaz, onca vefat ilanı, satılık emlak, kiralık emlak, reklamlar, kim kimle ne yapmış dedikoduları, çıplak popolar, Paris Hilton'un verdiği frikikler gibi 'okunmaya değer(!) yazıları okumaya meraklı çok enayi var.
Hele ben şahsen, Hürriyet kapanırsa çok üzülürüm! Alya'nın o gün neler yaptığını, ishal filan olup olmadığını nereden öğrenirim? 
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!